• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/psikologpedagogdoktor
  • https://plus.google.com/http://www.psikolojikdanisman.biz/posts
  • http://twitter.com/cocukpsikoloji

İstanbul Psikoloji ve 

Danışmanlık Merkezi

Bireysel Danışmanlık
Depresyon, Stres, Travma, Panik Atak, Öfke Kontrolü, Sosyal Fobi, Takıntı tedavileri.
Evlilik ve Cinsellik
Evlilik eğitimi, Eş Seçimi, Flört Dönemi, Nişanlılık, Gebelik, Cinsel Soğukluk, Erken Boşalma,
Aile Danışmanı
Anne Baba Tutumları, Şiddetli Geçimsizlik, Aldatma, Boşanma Süreci, Boşanma Sonrası,
Çocuk ve Ergen
Hiperaktivite, Dikkat Eksikliği,, Tik Bozuklukarı, Kıskançlık, Çocuk Depresyonu, Uyum Sorunları, Davranış Problemleri
Anlık
Yarın
26° 31° 23°

Sınav Koçluğu

BİR TÜRLÜ MASANIN BAŞINA GEÇİP DERS ÇALIŞMAYA BAŞLAYAMIYORUM SORUMLULUĞU ÜSTÜNÜZE ALIN 

Toplumsal olayları  tek faktörle açıklamak mümkün değildir. Birçok faktör vardır. Bu faktörler çevreye bağlı faktörler olabileceği gibi kişinin kendine de bağlıdır. Bazen de problemin kaynağının kişiden mi yoksa çevreden mi kaynaklandığını ayırmak çok zor olabilir. 

Şu bir gerçektir ki televizyon olmasa siz bu kadar etkisinde kalmazdınız. Siz bu kadar etkilenmeseydiniz televizyon sizin için o kadar da önemli olmazdı. Bunun gibi birbirine bağlı çevresel ve kişisel faktörler vardır. 

Çalışmaya başlamak ve sürdürmek konusunda temel faktörlerden bir tanesi; kişinin hayatı ile ilgili sorumluluk ve kararları almak konusundaki istekliliğidir. 

Eğer yaşamınızın sorumluluğunu üstünüze almamışsanız ve başarısız olmaya razıysanız, masanın başına geçip ders çalışmamak için milyonlarca bahane yaratabilirsiniz. 

Hayatınızın sorumluluğunu elinize alıp başarılı olmayı düşünüyorsanız bu da mümkün. 

Ama “Beni neyin yönettiği, neyin kontrol ettiği önemli değil. Önemli olan öylesine yaşayıp gitmek” diyorsanız bu bölüm sizi ilgilendirmiyor demektir, tabi sınav kazanmakta. 

Eğer hayatınızla ilgili sorumluluğun bütünüyle size ait olduğunu kabul ederseniz hiçbir şey günlük programınızı uygulamaktan alıkoyamaz. 

Franklin D. Roosevelt Amerika’nın ardı ardına dört kez seçilen tek başkanıdır. 39 yaşında yakalandığı çocuk felcinden yürüyemediği halde bu onu yıldırmamıştır. Kendisine,ikinci dünya savaşı da dahil olmak üzere başkanlık yaptığı yılların zorluklarına rağmen nasıl bu kadar dinç ve zinde kaldığı sorulduğunda şu cevabı vermiştir: “Beyler, şu an ayağının baş parmağını oynatabilmek için iki yıl mücadele vermiş birine bakıyorsunuz.” 

Yaşamınızın sorumluluğu kendi omuzlarınızdaysa Roosevelt gibi zorluklara rağmen, yaşama dair planlarınızdan sapmaz ve her koşulda onları gerçekleştirecek azme ve güce sahip olursunuz. 

Bunun için öncelikle bir hedefinizin olması ve bu hedef doğrultusunda sizin çalışma isteği içinde olmanız gerekmektedir. Eğer böyle bir hedefiniz varsa içinizde tüm engelleri aşacak bir güç var demektir. Hedefiniz yoksa da hemen bir tane edinseniz iyi edersiniz. Çünkü insanı hayata bağlayan hedefleridir. Bir hedefinizin olmamasından rahatsızsanız, dördüncü bölümü dikkatle okuyup verilen teknikleri uygularsanız yaşama dair hedefinizi bulacaksınız. 

Hedefin olmaması bir insanı yaşama sımsıkı bağlayan bir faktör olduğu gibi onu gerçekleştirmek için ilerlenen yolda kişinin karşılayacağı çevre etkeninin ağır bastığı başka faktörler de vardır. Bu bölümde kısaca onlara değineceğiz. 

AİLENİN SÜREKLİ BİR ŞEYLER İSTEMESİ  

UMUT’UN UMUDU 

Umut küçük bir kasabada marangoz bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Ve her nasılsa bu küçük kasabanın sınırlı imkanları içerisinde oldukça parlak bir öğrenci olmayı başarmıştır. Arkadaşları ve öğretmenleri tarafından sevilen, takdir edilen bir öğrencidir Umut. Bu gurur Umut’ta diğer öğrencilerden farklı bir yol çizmek, akademik bir eğitim alıp belki de kasabanın yetiştirdiği en büyük insan olma idealini zamanla içinde büyütür. 

Ailesi de desteklemektedir onu bu konuda. Babası sıklıkla çalışma koşullarının zorluklarını anlatır ona; “Ben akılsızlık ettim. Kasabadan adam çıkmaz deyip ilkokuldan sonra bıraktım. Bari sen oku insanca yaşa. Benim çektiğim kahrı çekme.” 

Annesi bir türlü dinmek bilmeyen ağrılardan bahsederken; “oğlum doktor olduğunda hiçbir şeyciğim kalmaz o beni iyileştirir.” Diyerek gizli gizli doktor oğul hayalini dile getirir. 

Umut’un planları ise bambaşkadır. Yönetimde yer almak, kasabanın yaralarını sarmak ister. Yaşadığı yerden, bu izbe küçük kasabadan, bir ütopya yaratma hayalindedir. O başarılı bir lise son sınıf öğrencisi olarak üniversiteye hazırlanmaktadır. Amacına ulaşmak için var gücüyle çalışır. Fakat Umut’un bunca imkansızlıklar içinde çalışmalarını sekteye uğratacak bir sorun ortaya çıkar. Bu sorunu bir türlü çözemez ve başarısının önünde gizliden gizliye engel olmaya devam eder. 

Umut o küçük dünyasında taşıdığı büyük idealler için çabalarken yaşlı babasına da işlerinde yardım etmek zorunda kalmıştır. Çünkü babası bu ağır işlere tek başına yetişemeyecek kadar yaşlanmıştır. Hevesle dersin başına oturduğu her gün babasının sesiyle irkilir; “Kalk Umut gidiyoruz, iş çıktı.” Umut bu zor anlarında babasını kırmamakla, çalışıp amacına ulaşmak arasındaki çelişkiyi hep yaşar. Ve her seferinde babasına olan vicdan borcu ağır basar. Kalkıp onunla çalışmaya koyulur. 

Günler böyle sürüp giderken çalışma hayatı o kadar ağır gelir ki ona, ideallerinin uzaklaştığını fark edemez bile. Hayallerinin dönüm noktasını oluşturan sınav günü geldiğinde babasının seslenişlerinden başka bir şey duyamaz Umut. Ne kadar çok şey unuttuğunu fark eder. Bir türlü dikkatini toplayamaz ve gözyaşları içinde sınav salonunu terk eder. Onun için her şey bitmiştir artık. Umudunu yitirmiştir Umut… 

Aileler çocukları için her zaman en iyisini isterler. Onlara kendilerinin zamanında sahip olamadıkları her türlü olanağı sunmak için çaba sarf ederler. Fakat bunu yaparlarken zihinlerinde farkında olmadan çocuğun bunların karşılığını ödemesi gerektiği gibi bir kalıp oluşabilir. Bu tavır; “Ben senin için şunları yapıyorum, sen de benim isteklerimi yerine getirmelisin” gibi sert ve belirgin değildir. 

Ancak ailelerin çocuklarına tavırlarında zaman zaman bu düşüncenin esintisi hissedilir.  

  • “Sofrayı kurmaya yardım et.” 

  • “Bana bir bardak su getir.” 

  • “Ütülenecek çok şey var bir ucundan da sen tut.” 

  • “Evi temizlememe yardım et” 

  • “Şu faturaları yatır da gel.” 

 Bu gibi söylemlerle aile çocuktan beklentilerini dile getirir. Ailenin çocuklarından bu tür taleplerde bulunmaları en doğal haklarıdır. 

Aynı çatı altında yaşayan insanların birbirlerine karşı sorumlulukları vardır. Mutluluğu, huzuru paylaştıkları gibi yapılması gereken işleri de paylaşmaları gerekir. Ancak sınav zamanı yaklaştığında çocukları için her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olan ailelerin önceliklerini belirlemeleri gerekir. 

Bugüne kadar çocuklarına birçok sorumluluk yüklemişlerdir. Bu, çocuğun ilerdeki hayatında sorumluluk sahibi olabilmesi için çok doğru bir stratejidir. Ancak sınav dönemine giren çocuğun artık çalışmaya ve öğrenmeye öncelik tanıması ve konsantre olması gerekir. 

Bu dönemde çocuğun ailesinin desteğine ihtiyacı vardır. Bu destek çocuğun sadece maddi ihtiyaçlarını karşılamakla sağlanamaz. Çocuk anlaşılmaya, görevlerinin bir kısmından vazgeçip çalışmaya vakit ayırmaya gereksinim duyar. Bu aşamada aile önemli bir rol oynar. Eğer çocuğun bu ihtiyacını göz ardı edip onu tüm beklentileri karşılama zorunluluğu ile yüz yüze bırakırlarsa çocuklarının önüne kendi elleriyle bir duvar örmüş olurlar. 

Çocuk zamanının çoğunu okulda ve dershanede geçirmektedir. Geri kalan zamanını ise dinlenmeye, yemek yemeye, uyumaya yani doğal ihtiyaçlarını karşılamaya ve bireysel olarak çalışmaya ayırması gerekmektedir. Bu zaman darlığı içinde ailenin ona yüklediği bu görevleri yerine getirmeye çabalaması onun için fazladan yorgunluk ve zaman kaybı anlamına gelmektedir. Bu noktada aile çocuğun eskiden yaptığı işlerin tamamını yapmaya devam etmesi konusunda diretirse istemeden de olsa çocuğunun zamanını çalmış olur. 

Bu çocuğun tüm sorumlulukları elinden alınmalı ve rahat bırakılmalı demek değildir. Ailelere düşen sadece küçük bir ayarlama yapmaktır. Bu onun görevlerinin bir kısmını geçici olarak diğer aile bireyleri arasında paylaştırılmasıyla sağlanabilir. 

Sınav yolculuğuna çıkmış olan çocuk ailesinin ondan sürekli çalışmasına engel olacak şekilde bir şeyler istemesi karşılığında, içten içe kırgınlık yaşar. Ailesinin onu umursamadığını, belirlediği hedefe bu hedefi gerçekleştirmek için verdiği mücadeleye saygı duymadığı fikrine kapılır. Bu düşünceler çocuğun motivasyonunu olumsuz yönde etkiler. Çocuğun bu dönemde hedefine kitlenip rotayı şaşırmadan hareket etmesi gerekir. İhtiyacı olan enerjiyi ise pozitif düşünmeyle sağlayabilir. Pozitif düşünmek için kendisini programlayabilmesi, ailesinin ona karşı yaklaşımıyla birebir bağlıdır. 

 UMUT’UN TEKRAR YEŞEREN UMUDU 

Çocuğunun hayallerini elinden aldığını fark eden baba, onu bir yıl daha denemesi için yüreklendirir. Umut tekrar kazanmıştır hayallerini. 

Babası aynı hatayı yapıp, Umut’un vicdanı ile hayalleri arasına sıkışıp onları tekrar yitirmesine engel olmak için bir yardımcı tutar kendine. Yardımcının ücreti yüzünden evlerine giren gelir azalsa da ailesi bir yıl boyunca Umut için katlanır bu zorluğa. 

Umut bir yıl boyunca evdeki sorumluluklarının azalmasıyla dört elle sarılır derslerine. Ve sınav günü geldiğinde bu sefer yüzü gülüyordur Umut’un. 

Kazandığı üniversiteyi bitirir ve hayallerini kovalamaya devam ederek büyüdüğü kasabaya Belediye Başkanı olur. Umut’un belediye başkanı olmasıyla kasabaya yeni bir soluk gelir. Ekonominin düzelmesiyle, kasaba canlanır. 

Böyle küçük bir kasabanın, hızla gelişmesi medyanın ilgisini çeker. Kasabanın belediye başkanı ile bir röportaj yaparlar. Muhabirin Belediye Başkanı’na ilk sorusu şu olur: “Küçük bir kasabaya adınız gibi umut getirdiniz. Bu başarınızın sırrı nedir ?” 

Belediye Başkanı duygu yüklü gözlerini muhabire dikerek; “Bir ailenin çocuğuna verebileceği en büyük armağan benim sırrım: Anlayış ve Fedakarlık” diye yanıtlar onu. 

DAVRANIŞ İLE KİŞİLİĞİ AYRI KALIPLARA KOYUN 

Çocuğun ailesinin bu tavrının, içindeki azmi ve çalışma isteğini baltalamaması için ailesinin davranışları ile onların kişilikleri arasında ayrım yapması gerekir. 

  • İnsanın davranışı ve kişiliği birbirinden farklıdır. Eğer insanlara böyle yaklaşmayı ve kişileri böyle değerlendirmeyi başarırsanız önünüzdeki birçok engeli aşacaksınız. 

  • Davranış ile kişiliğin ayrı tutulması ilk başta çok zormuş gibi görülse de bir kez uygulandığında sizin üzerindeki etkisinin ne kadar rahatlatıcı olduğunu fark edecek ve bunu insanlara yaklaşımınızın bir parçası haline getireceksiniz. 

 

Bir kişi yanınızda bir bardak kırdı diye onu; “sakar bir insan” olarak nitelendirmekle, onun davranışını o anki bir sakarlık olarak nitelendirmek arasında çok fark vardır ve bu fark o kişiyle ilişkinizin boyutunu belirler. 

Benzer şekilde ailenizin sizden taleplerine bakarak onlar anlayışsızlıkla suçlarsanız, anlayışsızlığı onların kişiliği haline dönüştürmüş olursunuz. Anlayışsız olmayı onların kişiliği boyutunda algılandığınız takdirde, onları suçlar ve onlara öfke duyarak sert tepkiler verirsiniz. Siz tepkinizin sert olduğunun bilincinde olmayabilirsiniz. Ama içinizde onlara karşı duyacağınız öfke ya da alınganlık beden dilinize ve ses tonunuza yansıyacaktır. Onlar da bu sertliği fark edecek ve karşılık olarak sizi anlamayacaklardır. Bunun yerine ailenizin bir süre anlayışsız bir davranış sergilediklerini kabul ederseniz, anlayışsızlık süre ile sınırlandırılmış bir davranışa dönüşeceğinden daha olumlu hissedeceksiniz ve bu da daha ılımlı bir tavır içine girmenizi sağlayacak. 

  • Bu bakış açısını benimserseniz eğer öğretmeniniz, arkadaşınız, anneniz, babanız sizin için rahatsızlık veren bir kişilik olmaktan çıkıp zaman zaman hoşunuza gitmeyen davranışlar sergileyen ama varlıklarından mutluluk duyduğunuz kişiler olarak kalırlar. 

  • Kendi iç dünyanızdaki; “Ailem beni seviyor ve değer veriyor. O zaman neden beni anlamıyor ve içinde bulunduğum durumu görmezlikten geliyor. Acaba sandığım kadar beni önemsemiyorlar mı?” gibi çatışmalardan kurtulacak, olaylara farklı bir bakış açısı kazanacak, daha olumlu düşüneceksiniz. 

Bu kazandığınız yeni bakış açısı ile içten içe oluşturduğunuz kırgınlığı aşacak ve ailenizle iletişiminizin zarar görmesine engel olacaksınız. Ders çalışmaya başlama sürecinde yaşadığınız sıkıntıyı daha kolaylıkla üzerinizden atacaksınız. Zihniniz onların neden böyle davrandıklarını sorgulamaktan uzak olacağı için çok daha verimli çalışacak, kendinizi daha enerjik ve güçlü hissedeceksiniz. 

  • Başarıya giden yolda ona ulaşmak için başarıya odaklanmanız gerekli. Kafanıza takılacak her türlü soru işareti, her kırgınlık, her çatışma sizin farklı bir yola sapmanıza neden olacaktır. Bu sıkıntı kaynaklarını ne kadar azaltırsanız, başarı o kadar kaçınılmaz olur. Davranışları yüzünden insanları yargılamak yerine onları sevdiğiniz insanlar yapan kişilik özelliklerini ön plana çıkarıp davranışlarının gelip geçici olduğunu kabul ettiğiniz takdirde taktığınız yeni gözlük ile önünüzü daha net göreceksiniz ve ruh halinizi ihtiyacınız olan seviyede tutabileceksiniz.  

 Bu yeni gözlüklerle içinde bulunduğunuz durumu farklı bir açıdan değerlendirebilmeniz; ailenizle daha rahat iletişim kurarak onlara derdinizi  anlatıp ihtiyacınız olanı elde etmenize olanak sağlayacaktır. 

“Çoğu zaman bu durumdan duyduğum rahatsızlığı dile getiriyorum. Ama öyle şeyler söylüyorlar ki ben suçlu durumuna düşüyorum. Ne kadar anlatsam da beni bu konuda anlamaları mümkün değil.” diyebilirsiniz. Haklısınız da, içinizdeki kırgınlık ve kızgınlıkla onlara yaklaşmaya devam ettiğiniz sürece savunmaya geçecek ve sizi suçlayacaklardır. 

Eğer karşınızdaki insanın sizi anlamasını istiyorsanız önce siz onu anlamalısınız. Ailenizin bu tavırlarını onların kişiliklerine genellerseniz bunu hissedecekler ve ona göre tepki vereceklerdir. Önce onları kişiliklerinin olumlu yönlerine göre değerlendirin ve sonra konuşmayı deneyin. 

Bu aşamada konuşacağınız anı doğru yakalamanız da çok önemlidir.  

  • Onlar bir şey ile meşgulken, örneğin TV seyrediyorlarsa, yemek yapıyorlarsa ya da kendilerini dinlendirecek bir işle meşgullerse sakın şansınızı denemekten uzak durun. Eğer boş anlarını yakalayamamaktan şikayetçiyseniz; gerekirse onlardan randevu alın. Sadece sizi dinlemeye ve sizinle ilgilenmeye odaklanmış olmaları, istediğiniz sonuca ulaşmanızı kolaylaştıracaktır. İlkinde başarılı olamasanız iki seçeneğiniz var: her şeyi denediğinizi düşünüp vazgeçebilir veya davranışlarını göz ardı edip tekrar deneyebilirsiniz. İlk seçeneği seçerseniz başladığınız noktaya geri döneceğinizi hatırlayın. Ama ikinci seçenek size hala şansınız olduğunu ve pes etmezseniz amacınıza eninde sonunda ulaşacağınızı göstermektedir. Karar sizin… 

İnsanlar ile diyaloglarınızda derdinizi anlatırken nasıl bir yola başvurduğunuz ise ne anlattığınızdan çok daha önemlidir. Kişiler arasındaki iletişim kazalarının bir çoğunun temelinde, problemlerini dile getirirken istedikleri sonucu ilkinde alamadıkları halde ısrarla dertlerini aynı yolla anlatmaya çalışmalarından kaynaklanır. İşte bu yüzden tartışmalar, kavgalar ve anlaşmazlıklar yaşanır.  

Ailenize içinde bulunduğunuz durumu anlatmak için, sizin farklı yöntemin gücüne ihtiyacınız var. Size bunu sağlayacak olan da “Sandviç Yöntemi” olacaktır. 

 ETKİLİ İLETİŞİMİN SIRRI: SANDVİÇ YÖNTEMİ  

İnsanlar İlişkilerinde bir sorun yaşadıklarında sürekli karşı tarafı suçlama eğilimindedirler. “Beni yanlış anladı” ya da “Beni anlamıyor” gibi ifadelerle bunu dile getirirler. 

İletişimde sorunların aşılmasında ilk adım kişinin iletişimin sorumluluğunu kendi üstüne almasıdır. 

“Beni yanlış anladı” yerine “Kendimi yanlış anlattım”, “Beni anlamıyor” yerine “Anlatamadım” düşüncesini barındıran bir tavır içine girdiğinizde, durumu farklı açıdan tekrar nasıl anlatabileceğinizi değerlendirmeniz için bir şansınız olur. Karşınızdakileri 

 suçlamaya devam ettiğiniz sürece suçluyu onlar olarak gördüğünüz için, bir değişim yaratmak için çaba sarf etmezsiniz. Oysa sıkıntılarınızdan kurtulmanızın yolu karşınızdaki kişinin algılamasında değişim yaratmanızdan geçmektedir. 

Karşınızdaki insanın kişiliği ile davranışını ayrı tutup, olumlu ruh haline girdiğinizde tek yapmanız gereken anlatmak istediğinizi bir sandviç içerisinde sunmaktır. Çünkü bir diyalogda, mesajın ne olduğundan çok, nasıl yapılandırıldığı insanı istediği sonuca götürür. Siz de karşı tarafa gönderdiğiniz mesajın, sizin istediğiniz doğrultuda anlaşılmasını istiyorsanız, onu uygun bir şekilde yapılandırılmasınız. 

Sandviç yöntemi ile arzu ettiğiniz yapılandırmayı sağlamış olacaksınız. Bunun için ilk yapmanız gereken sıkıntılarınızı dile getirecek olan ana mesajdan önce, karşınızdaki kişinin olumlu bir yönünü belirtmenizdir. Bu üst ekmekten sonra “Ve” bağlacını ekleyip, size sıkıntı veren mesajı yani kırmızı eti ekleyeceksiniz. 

Burada “Ve” bağlacı sihirli bir kelimedir. İnsanlar birbirlerini eleştireceklerinde öncesinde güzel sözler söyleseler bile devamını “Ama”, “Fakat”, “Ancak”, “Buna rağmen” gibi bağlaçlarla getirirler. Her insanın bilinçaltında şöyle kalıplar vardır: 

“Ama gibi bağlaçlarla devam edilen konuşmada ‘Ama’dan önce söylenen her şey yalandır, doğru değildir.” 

Bir cümleye ‘ama’ ile devam ederseniz öncesinde söyledikleriniz ne kadar anlamlı olursa olsun onları yalanlamış olursunuz. Bu durumda karşınızdaki insanın tüm savunma mekanizmaları harekete geçecektir. “Ama” insanlarda; “Hazır ol, şimdi eleştirileceksin, gardını al ve savunmaya geç” mesajını uyandırır. Bu durumda karşıdaki insan eleştirildiği yönünü nasıl değiştireceğini düşünmekten çok, kendini nasıl savunacağıyla ilgilenir. 

“Ve” bağlacı ise kendisinden önce söylenenlerin anlamını koruyan, onların değerini kaybetmesine engel olan bir yapıya sahiptir. “Ve” bağlacı ile devam edeceğiniz her cümle değer kazanır. “Ve” bağlacı karşı tarafın savunma mekanizmalarının harekete geçmesine engel olur. Bu sayede konuştuğunuz insan sizin sorununuzu anlamaya ve bu konuda ne yapabileceğini düşünmeye yönelir. Çünkü siz olumlu sözlerle başladığınızda o arkasından “ama” nın gelmesini beklerken “ve” ile karşı karşıya gelmiştir. Bu alışık olmadığı bir kalıp olduğundan şaşıracak ve savunmaya geçmeden söyledikleriniz üzerinde ciddi ciddi düşünmeye başlayacaktır. 

Olumlu sözün arkasından “Ve” bağlacı ile kırmızı eti koyduktan sonra tekrar bir “Ve” bağlacı ile olumlu bir söz söyleyip sandviçinizi tamamlayacaksınız. Ve göreceksiniz ki karşınızdaki kişi afiyetle onu yiyecek.  

Sandviçi hazırlarken bir diğer önemli nokta da eti istemediğiniz değil istediğiniz davranıştan hazırlamak. Yani kıymayı istediklerinizle yoğuracaksınız. Size fazla sorumluluk yüklenip çalışmanıza engel olunması istemediğiniz davranıştır. Sorumluluklarınızın biraz azaltılıp zaman kazanmanızın sağlanması ise olması istediğiniz davranıştır. 

 ÖĞRENCİLER SANDVİÇLERİNİZ BURADA! 

Diyelim ki ailenizin size çok fazla iş yüklemesini istemiyorsunuz. Onların tamamen size odaklandıkları bir anı da yakaladınız. Onlara bir sandviç vermeye ne dersiniz? 

“Anneciğim bana ne kadar  değer verdiğinizi, benim için en iyisini istediğinizi biliyorum, ben de bunun için elimden geleni yapıyorum ve bu kadar yoğunluk içinde evdeki tüm sorumluluklarıma yetişemiyorum, bu konuda bana biraz esneklik sağlayacak olursanız ben de derslerime daha çok konsantre olabilirim ve bana her konuda anlayış gösterdiğiniz gibi bu konuda da duyarlı olacağınızdan eminim” 

Nasıl, sizce de “Benden çok fazla iş istiyorsunuz ve bu da çalışmama engel oluyor. Beni biraz anlasanız ne olur sanki “ demekten daha etkili değil mi ? Ya da ailenizin size sert tepkiler mi vermesi sizi rahatsız ediyor. Yine başvuracağınız çözüm sandviç yöntemi olmalıdır. 

“Babacığım, beni sık sık uyarman, yanlışlarını göstermen bana, beni ne kadar çok sevdiğini ve önemsediğini gösteriyor ve bu uyarılarını yaparken biraz daha yumuşak, sakin bir dil kullanırsan ben seni daha kolay anlayabilirim ve nasihatlerinin benim için taşıdığı önemin daha çok farkına vararak bana sevginden dolayı gösterdiğin çabanın hakkını verebilirim.” 

Sandviç yöntemi insanların tüm ilişkilerinde kullanabileceği bir sözlü iletişim yöntemidir. Çağımız iletişim çağı olduğu için bir insanın başarısının ve gücünün temelini de ne kadar usta bir iletişimci olduğu belirler. Bu yüzden gerek ana-baba-çocuk ilişkilerinde gerek öğretmen-öğrenci ilişkilerinde gerekse arkadaşlık ilişkilerinde, bağları güçlendirmek ve iletişimsizlikten kaynaklanan problemlerden uzak durmak için sandviç yöntemi kullanılmalıdır. 

Sandviç yöntemini uygulamak için karşınızdaki kişiyi çok yakından tanıyor olmanız da gerekmez. Onun giyimi ve görünümü ile ilgili olumlu sözlerin arasına iletmek istediğiniz mesajı koyarak da sandviç yapabilirsiniz. Kısaca bu yöntem her türlü insan iletişiminde kullanıldığı zaman inanılmaz sonuçlar yaratan ve ilişkilerin sağlam temeller üzerine kurulmasını sağlayan bir yöntemdir. 

 ARKADAŞLARA ÇOK FAZLA VAKİT AYIRMAK VE ONLARI KIRAMAMAK 

Arkadaşlarımız çok önemlidir, fiziksel ve kişisel gelişimimize ailemiz katkıda bulunurken, kişilik gelişimimizin önemli bir ayağı da arkadaşlarımız tarafından belirlenir. Çünkü küçük yaştan itibaren arkadaşlarımız vardır ve onlarla iç içeyizdir. 

Arkadaş edinmek onlarla vakit geçirmek sosyalleşmenin temel şartıdır. İnsan biyolojik olduğu kadar sosyal bir varlıktır. Sosyalleşmek, bir gruba ait olmak insanın temel ihtiyaçlarından biridir ve bu ihtiyaç sadece aile bireyleriyle sınırlandırarak karşılanamaz.  

Sosyalleşme süreci içerisinde atılan her adım kişilik gelişimi açısından önemli rol oynar. Arkadaş seçimi konusunda bilinçli bir yaklaşım kişinin geleceği açısından hayati değere sahiptir. 

Arkadaşlar bireyin kendi dünyasından sıyrılıp yeni dünyalarla tanışmasına ve farklı bakış açıları geliştirmesine yardımcı olurlar. 

Yeni doğan bir bebek paylaşmayı bilmez. Çocuk sosyal çevre içerisinde zamanla paylaşmayı öğrenir ve bundan zevk almaya başlar. Çalışmaktan kaçan bir öğrenci, amacını belirlemiş ve onu hayal olmaktan çıkarıp gerçekleştirmek için çaba sarf eden arkadaşlarının yanında bir süre sonra motive olmaya başlar. Kendisinin de bir hedef belirleyip bu uğurda çalışması gerektiği inancını kazanır. 

Toplum içinde; “İnsanı yoldan çıkaran arkadaştır.” “Arkadaşlar çocuğun çalışmasına engel olurlar.” gibi önyargılar vardır. Aslında bir bireyin yanlış yola sapmasına sebep olan arkadaşları değil, arkadaş seçimi yaparken sergilediği bilinçsizliktir. 

“Çiğdem, ortaokula başladığında çok heyecanlıydı. Yeni arkadaşlar edinecekti. Sınıfta oturduğu sırayı iki arkadaşıyla birlikte paylaşıyordu. Onlarla birlikte oturuyor olmak onlarla yakın arkadaş olma isteği uyandırmıştı içinde. Zaman içinde onlarla yakınlaştı. Arada bir bu iki arkadaşının ödevlerini ona yaptırmasına aldırmadı. Arkadaşlıkta böyle şeyler olabileceğini düşünerek bu olayın tek taraflı gerçekleştiğini göz ardı etti. 

Bir gün din dersi sınavında sıra arkadaşları ondan kopya istediler. Fakat o buna cesaret edemedi. O günden sonra iki arkadaşı da onunla bir daha konuşmadılar. Çiğdem bu duruma çok incinmişti ve kendi zihninde yarattığı bir hayal dünyası ile onları hak etmedikleri bir yere koyduğunu anlamıştı. 

Daha sonraki yaşantısında bu hataya bir daha düşmemek konusunda aldığı kararı uyguladı. Aynı sınıfta okumuyor da olsalar farklı sınıflardan, farklı okullardan kendi yaşamına anlam katan dostluklar kurdu.” 

İlk arkadaşlıklar okul ve dershane ortamında kurulmaya başlar. Seçilen arkadaşların kişinin yanında ve destekçisi mi olacakları, yoksa her an sırtından bıçaklamaya hazır bekliyor mu olacakları onun bilinçliliğine ve farkındalık düzeyine bağlıdır. Arkadaş belirleme aşamasında yapılan en büyük hata; hiçbir değerlendirme yapılmaksızın sırada yanında oturan kişinin ya da sınıftaki kişilerin arkadaş olması gerektiği hissine kapılmaktır. Öğrenciler çoğunlukla bu duygu ile hareket ederler. Kişinin ona ne kadar yarar ne kadar zarar sağlayacağını sorgulamaksızın dostluk kurmaya çalışırlar. 

Karşısındaki kişi onlara taban tabana zıt bir karakter olsa da zaman geçtikçe onunla uyumlu olmak ve anlaşabilmek adına kendilerini ona benzetmeye çalışırlar. Bu da bir iç çatışma yaşamalarına sebep olur. ya bu çatışmayı aşıp kendi benliklerine sahip çıkarlar ya da etkisinden sıyrılamayıp gerçekte olmayı istemedikleri bir kişiliğe bürünürler. 

Özellikle ergenlik çağındaki gençlerde, asi olana baş kaldırana duyulan bir hayranlık vardır. Kim asi ise kim kurallara meydan okuyorsa farklı ve özel kabul edilir. Kendi kimliğini aramakta olan ergen, aslında kendisinden çok daha büyük kimlik karmaşası yaşayan ve bunu belli etmemek için isyankar tavırlar sergileyen diğerlerinin etkisinde kalabilir. Dışarıdan baktığınızda böyle bir gruba ait olmak ona cazip gelebilir. 

Sigara içmek, öğretmenler baş kaldırmak, çalışkanlarla dalga geçmek ona üstün vasıflarmış gibi gelebilir. Kendi dünyası içinde kaybolmuş bir genç bu ortamda aradığını bulabileceğini sanır. Oysa bu ona geçici bir tatmin duygusu sağlarken içten içe daha çok yönünü yitirmesine neden olacaktır. 

 ÖĞRENCİ NE YAPMALI ?

  • Size düşen önce kendinizi ve kişiliğinizi bilmeniz, sonra karşınıza çıkan insanların kendi kişiliğinizle örtüşüp örtüşmediğini değerlendirerek bir tercih yapmaktır. Yanınızda oturan kişi arkadaşınız olmak zorunda değil. Aynı sınıftasınız diye size zarar verecek sizi kullanacak kişilerle dostluk kurmanız şart değil. Başka bir sınıftan hatta başka bir okuldan bambaşka bir çevreden biri de arkadaşınız olabilir. Önemli olan tercihinizi neye göre ve nasıl yaptığınızdır. 

  • Arkadaş seçiminizdeki kıstasları detaylı bir biçimde belirleyin, önleminizi önceden alın. Birilerine özendiğiniz için onları dost olarak seçmeyin. Kendinizi ne kadar iyi tanırsanız özentiden ve bunun doğuracağı tehlikeli sonuçlardan o kadar uzak durabilirsiniz. Size gerçekten bir şeyler kattıklarını ve sizi olumlu yönde çoğalttıklarını düşünüyorsanız tercihinizi yapın. 

  • Elbette arkadaşlarınıza zaman ayıracaksınız. Elbette bu sizin en doğal hakkınız ve aşırıya kaçmadığınız sürece bu stresli dönemde sizi rahatlatacak en önemli bir faktör. Ama onlarla ne zaman görüşeceğinizin ne zaman ders çalışacağınızın kontrolü sizde olmalı.  

  • Bir kişiye hayır demenin pek çok yolu vardır. Her reddettiğiniz davet karşınızdakini incitmez. Eğer arkadaşınıza hayır derken onları değil istedikleri şeyi kabul edemeyeceğinizi hissettirebilirseniz, size sandığınız kadar değer verip saygı duyuyorlarsa anlayışla karşılayacaklardır. 

  • Siz gerçekten önceliğinizin ne olduğunu belirlemişseniz “Arkadaşlarımı kaybetmemek için onlara ayak uyduruyorum” gibi bahanelere sığınma ihtiyacı duymazsınız 

  • Arkadaşlarınızı kırmadan onları reddetmek istiyorsanız yine başvurmanız gereken yöntem sandviç yöntemi olacaktır. Bu sayede hem onları kırmamış olacaksınız hem de zamanınızın çalınmasına engel olmuş olacaksınız. 

 

TEKNOLOJİK ENGELLER  

İnsanoğlu yaptığı her türlü teknolojik ilerlemede “Nasıl daha rahat edebilirim?” düşüncesiyle yola çıkmıştır.  

İletişim artık çok kolay. Saliselerle ifade edilecek hızlarda sesli, görüntülü iletişim kurabiliyoruz. İnsanlık her alanda olduğu gibi bu alanda da çok yol aldı. Hepinizin evinde televizyonu, cebinde telefonu, masanın üstünde bilgisayarı var. Bir kişi uçakta yolculuk yaparken aynı anda dizinin üstündeki bilgisayarla hem bir iş görüşmesini sürdürüp hem de dünyanın öbür ucundaki bir haberi televizyonda izleyebilir. 

İşte insanlığın geldiği bu durumda bize birçok alanda fayda sağlayan teknolojik gelişim kimi durumlarda teknolojik engellere dönüşmekte ve bizi antisosyal, konuşamayan, üretemeyen, düşünemeyen bir varlığa dönüştürebilmektedir. 

Öğrencilerin çoğu bu engeli aşmak zorunluluğuyla baş başadır. Ya bilinçaltının; “Rahat olanı yapmalısın” gizli komutuna esir olacak veya daha büyük mutluluklara kavuşma fırsatını kaçırıp teknoloji engellerine takılıp kalacaktır. 

 

BAĞIMSIZ OLUN 

Öncelikle öğrencilere televizyon ve bilgisayardan tamamen uzak durmalarını kesinlikle istemediğimizi belirtmek istiyoruz. Aksine daha çok özen göstermelerini, neyi ne zaman izleyeceklerini önceden belirleyecek ve bunları haftalık ders çalışma programlarının içine alacak kadar önem vermelerini istiyoruz. 

 

Hatırlayın ki televizyonlar, bilgisayarlar, telefonla konuşma isteği bağımlılık yapmaktadır. Bağımlılık kontrolün sizin elinizden çıktığını karşı tarafa geçtiğinin göstergesidir. Hiç kimse böyle bir duruma düşmek istemez. Öyleyse bağımsız olduğumuzu göstermenin yolu siz istediğiniz zaman onu izlemektir. Kapatmak için televizyon veya bilgisayarın düğmesine hiç basamıyorsanız artık bağımlısınızdır. 

 Çalışma planınızda mutlaka bu gibi etkinliklere ayrılmış zaman olmalı, kesin ve net, hangi saatlerde ne izleyeceksiniz, ne kadar sürecek belirlenmiş olmalıdır. Bu sayede kendinizi ve nesneleri kontrol etmeye başlayacaksınız. 

Haftalık veya günlük TV programlarını gözden geçirip plana eklemeli veya sabit izlenen diziler film kuşakları varsa bunları belirleyerek önceliklere göre sıralanmalıdır. Çok sevdiğiniz bilgisayar oyunlarını da hangi saatte ne kadar süre oynayacağınızı önceden belirlemelisiniz. Aksi takdirde zaman su gibi akıp giderken sizin haberiniz bile olmaz. 

HİPNOZCU EKRAN 

Yapılan araştırmalarda sınava hazırlanan öğrenciler arasında en çok zaman kaybına televizyonun sebep olduğu bulunmuştur. 

Hipnosisler; televizyon seyretmeyi, araba sürmeyi, bu tür günlük hayatımızın bir parçası olan bazı kavramları hafif trans dedikleri bir durumla açıklarlar. 

Televizyonun düğmesine bastığınızda veya televizyonun açık olduğu odaya girdiğiniz anda kontrol sizin elinizden çıkar. Ekranda ne olduğu önmeli değildir. O ekranda güzel şeyleri daha önce izlemişseniz bu anılarınızı canlandırır, bilinç düzeyinde farkında bile olamazsınız. Fakat bilinçaltı bunları hatırlar ve sizi televizyon ekranına bağlar. Kontrol artık onun elindedir. Olayın akışına kendinizi bırakır gidersiniz. 

Bu sebeple sınavda başarılı olmak istiyorsanız ders çalıştığınız sürece televizyondan uzak durun. 

Ders arasında televizyon izlemeye kalkışmayın. Hatırlayın hipnozcu ekran orada tüm cazibesiyle sizi bekliyor ama siz iradeli, kararlı, azimli ve hedefi olan birisiniz. Dahası artık her şeyin farkındasınız. 

ZAMAN HIRSIZI: TELEFON 

Bugün cep telefonu olmayan öğrenci sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır. Okul, dershane, özel ders, özel rehberlik çalışmaları, hobiler ve kendini geliştirmek için diğer faaliyetler arasında aileler; "Acaba çocuğuma ne oldu? Şimdi orada ne yapıyor? bir kaza mı geçirdi? Neden gecikti? Ne zaman gelecek? " gibi endişelere kapılacaklarına çocuklarına bir cep telefonu almayı tercih ederek, bu sorundan kurtulurlar. 

Gerçekten kurtuluş mudur acaba? Anne babalar korkularında elbette haklılar ve çocuklarının telefonun tuzağına düşme riski de telefonun alınmasıyla birlikte onun hayatına girer. 

Her gün defalarca çalan telefon öğrencilerin dikkatini dağıtıp onu başka alemlere götürür. Biraz önce ayrıldıkları arkadaşları ile tekrar konuşacak birçok şey bulabilirler. Olayın ekonomik boyutunu bir yana bıraksak bile çok kıymetli zamanlarını bu işe harcarlar. Hİç kimse isteyerek ve bilerek başarılı olma, sınavı kazanma şansını kendi elinden almak istemez. Eğer telefon görüşmelerinize engel olamıyorsanız önerilerimize kulak verin. 

 Öğrenci Ne Yapmalı? 

  • Günün belli saatlerinde telefonunuzu açık tutun ve sadece bu saatlerde telefon etme, mesaj çekme işlemini yapın ve arkadaşlarınızın sizin bu saatler içinde aramasını sağlayın. 

  • Dışarıda olmadığınızda, dersin başına oturduğunuzda, "Acaba falanca arayacak mı ? Acaba mesaj geldi mi?" gibi endişeler taşımamak için telefonunuzu kapatın ve odanın dışında bir yerde bulundurun. 

"İşim var, çalışmam lazım" gibi kavramları telefonda arkadaşlarınıza söylemekten çekinmeyin, utanmayın.Sİzi sık sık arayan ve durumunuzu anlamayan arkadaşlarınıza tavrınızı takınıp, durumunuzu anlatıp, programınızı hatırlatıp veya onu telefon açma saatinde arayabileceğinizden söz edip öyle aramalısınız.  

BAĞLARINIZI KESİN 

  Size engel olan bir durumdan kurtulmak, bağımlılıklarınızı azaltmak için "Bağları kesmek" çok etkili bir tekniktir. Bu tekniği çalışmanıza engel olan her şey üzerinde kullanabilirsiniz. Örneğin; TV, bilgisayar, telefon gibi teknolojik engellerle bağlantınızı kesebilirsiniz ya da size hiç faydası dokunmayan, sizi sürekli olumsuz etkileyip motivasyonunuzu zayıflatan ama kıramadığınız için hayatınıza dahil ettiğiniz arkadaşlarınızla da bağlarınızı kesebilirsiniz. Bu sayede onları yaşamınızdan çıkarma cesaretine sahip olacaksınız. 

Bu aşamada bağlarınızı keseceğiniz kişi ile hiçbir olumlu duygunuzun olmamasına dikkat edin. Çünkü çok güçlü bir teknik olduğundan yaşamınızdan çıkarmak istemediğiniz veya çıkaramayacağınız bir insanla bağlarınızı kesmek ilişkilerinizi zedeleyecektir. 

Bu tekniği kullanırken siz gözlerinizi kapattığınızda basamakları uygulamanızı sağlaması için bir arkadaşınızdan ya da ailenizden yardım alın. 

1- Gözlerinizi kapatın ve rahatlayın. 

2- Bağlarınızı kesmek istediğiniz kişiyi veya nesneyi  karşınızda görün. 

3- Bunu düşündüğünüzde vücudunuzun herhangi bir yerinde bir his oluşacak. 

Semptomlar duygunun vücuttaki yeridir. Sizi üzen bir olayı düşündüğünüzde vücudunuzda çeşitli değişimler yaşamınızdır. Kalp atışlarınız hızlanmış, boğazınız düğümlenmiş olabilir. Ya da bir yeriniz uyuşmuş, midenize kramp girmiş olabilir. Semptomlar çeşit çeşittir ve hem kişiden kişiye hem de olaydan olaya değişirler. Semptom; bu kişi ya da nesneyi düşündüğünüzde vücudunuzun herhangi bir yerinde bir ağrı, sızı, sıcaklık, soğukluk, uyuşma, kramp, kaşıntı gibi birçok şey olarak ortaya çıkabilir. 

4- Bu semptoma 1 ile 10 arasında bir değer verin. 

Semptomun yerini ve şeklini belirledikten sonra ona 1 ile 10 arasında bir değer vermeniz gerekiyor. Konuyu düşündüğünüzde aklınıza gelen ilk rakam bilinçaltınızın o semptoma verdiği değerdir. Semptomlar NLP tekniklerini uygularken sizin ölçüm aletlerinizdir. Onların azaldığını ya da geçtiğini ölçerek tekniğin sonuçlarını değerlendirebilirsiniz. 

5- Sizin vücudunuzdan çıkan bir bağ, o nesne ya da kişinin vücudunun neresiyle bağlantı kuruyor, tespit edin. 

Bilinçaltımız tüm verileri ve duyguları kaybederken bunu somut biçimde yapar. Yani en soyut kavramın bile bilinçaltımızda somut bir karşılığı vardır. Bu yüzden yaşantınızda var olan her kişi, canlılar ve cansız nesneler arasındaki duygusal ve soyut bağların bilinçaltınızda somut birer temsili vardır. Örneğin bu kişi ile sizin aranızdaki bağ; ip, ışık, boru, sicim ya da benzeri bir şey olabilir. TV ile aranızda da yine böyle somut temsili olan ağlar vardır. Siz gözünüzü kapatıp bağınızı kesmek istediğiniz kişi ya da nesneyi karşınızda hayal ettiğinizde sizin vücudunuzun bir ya da daha fazla yerinden çıkan bağların karşıdaki nesne veya kişinin bir ya da birkaç yerine bağlandığını göreceksiniz. 

6- Bu bağ neye benziyor? Somutlaştırın. 

7- Bu bağın hangi duyguları temsil ettiğini belirleyin. 

8- Bu bağı neyle kesmeniz gerekiyorsa onunla kesin. 

Bağı kesme aşamasında bağın niteliğine bağlı olarak onu ortadan kaldırabileceğiniz milyonlarca alternatif bilinçaltınızda yatmakta. Işın şeklinde bir bağı ayna ile farklı yönlere yansıttığınızı, ip şeklinde bir bağı makas ile kestiğinizi ya da yaktığınızı hayal ederek kesebilirsiniz. Bu tamamen sizin bilinçaltınıza kalmış. O mutlaka bir çözüm bulacaktır. Uygulamayı bitirdikten sonra tekrar semptomu ölçün. Hala var ise ona yeni bir eğer verin ve tekniği semptom tamamen geçinceye kadar uygulayın. Ayrıca bağlarınızı kestiğiniz nesne ya da kişi aranızda zamanla öncekinden zayıf da olsa yeni bağlar oluşabilir. Bu yüzden her gün gözlerinizi kapatıp bir bağ oluşup oluşmadığını kontrol edin. Olmuşsa eğer tekniği tekrar uygulayın ve zaman kaybetmeden bağlardan kurtulun. 

9- Semptomu ölçün. Azaldığını ya da ortadan kalktığını fark edin.  

10- Gözlerinizi açın ve rahatlayın. 

Bu tekniği düzenli bir şekilde uyguladığınızda tüm bağımlılıklarınızdan kurtulduğunuzu ve ders dışındaki olayların aklınızı kolay kolay çelemediğini görecek ve hissedeksiniz. 

 2.MASANIN BAŞINA OTURSAM BİLE DERS ÇALIŞMAYA BAŞLAYAMIYORUM 

 GEÇMİŞİ BUGÜNE TAŞIMAK 

Bin bir türlü zorluğu, ailenizin size oluşturduğu engelleri, arkadaşlarınızı, akrabalarınızı, televizyonu, telefonu, bilgisayarı aştınız diyelim ve masanın başına oturdunuz. Ders çalışmak istiyorsunuz, ama gerçekten artık ders çalışmak istiyorsunuz. 

Tam masaya oturduğunuzda aklınıza birden tuvalete gitmek geldi. Onu da yaptınız. Artık annenizin babanızın talepleri de bitmiş durumda. Ortama ayak uydurup, konsantrasyonunuzu sağlayıp hedefinize giden yoldaki hamlenizi yapmak için önceden belirlediğiniz çalışma programınıza uygun olarak açtınız kitabı, okumaya başladınız. Gerçekten öyle mi? Bundan o kadar emin misiniz? 

Okuyorsunuz okumasına ama okuduklarınız bir türlü aklınızda kalmıyor. Çünkü annenizin dün söylediği şeyleri bir türlü unutamıyorsunuz. Ne kadar rahat olduğunuzdan, ders çalışmayı önemsemediğinizden ve bu gidişle kazanma şansınızın çok düşük olacağından bahsetmişti. Ama sizin şimdi ders çalışmanız gerekiyor. Tam bu amaçla dünü bir kenara bırakmışken, zihninizde babanızın sesi çınlıyor. Geçen hafta cep faturanız yüzünden evde kıyamet kopmuştu. Haksızlık değil miydi bu? Bu kadar zor bir dönemde tek zevkiniz telefonla konuşmaktı. Bu kadar büyütmek yerine biraz anlayış gösterseydi ne olurdu sanki? 

Birden silkelenip bu düşüncelerinizi de zihninizden kovuyorsunuz. “Benim şimdi ders çalışmam lazım” diye mırıldanıyorsunuz kendi kendinize. Tekrar kitaba gömüyorsunuz kafanızı. Kız/erkek arkadaşınızın yüzü beliriveriyor birden bire kitabın sayfalarında. Onunla ne güzel günler geçirmiştiniz, ne kadar eğlenmiştiniz. Halbuki son buluşmanızda sizi nasıl da incitmişti. O sözleri, tavırları hiç hak etmemiştiniz. Sizi tamamen yanlış anlamıştı. Aranızdaki gerginlik yüzünden akşam eve gelince bu nedenle ailenizle de tartışmıştınız. Size gerçekten değer verseydi gelir miydi bu kadar üstünüze?  

“Ben ne yapıyorum, bunları bırakıp şimdi ders çalışmam lazım” diye çaresizce uyarıyorsunuz bir kez daha kendinizi. Ama düşünceler rahat bırakmıyor sizi. Dedenizi geçen yıl kaybettiğinizde ne çok gözyaşı dökmüştünüz. Keşke şimid yaşıyor olsaydı da bu zor günlerde yine o yumuşacık sesiyle size güç verseydi. Saatler geçerken siz hala aynı sayfaya takılıp kaldığınızı fark ediyorsunuz. Kendinizi çalışmak için yeniden zorluyorsunuz. Çalışacaksınız, çalışacaksınız da ilkokul öğretmeniniz sizi tahtaya kaldırıp matematik sorusunu çözemediğinizde sınıfın önünde nasıl da azarlamıştı. Şimdi de işte o bir türlü sevemediğiniz matematiği çalışıyordunuz. 

İçinizi yiyip bitiren, bir türlü bitmek bilmeyen bu düşünceler tam anlamıyla ders çalışmaya başlamanıza sürekli engel olmaktadır. “benim ders çalışmam lazım” diye siz kendinizi zorladıkça, onlar sizi sabote etmeye devam eder. 

Dakikalar birbirini kovalayıp zaman hızla geçip giderken geçmişte ne olmuşsa olmuş, ait oldukları yerde bırakıp sizin ders çalışmanız gerekiyor. Bunu nasıl yapacağınız ise sizin için çözümsüz bir problem aslında. 

Çizdiğimiz bu tablo size gece yarısı televizyonda yayınlanan korku filmlerini anımsatabilir. Ama yazık ki bu birçok öğrencinin sıkışıp kaldığı acı bir tablo. Daha da üzücü olanı bu tablonun sadece geçmişle sınırlı kalmaması… 

GELECEĞE TAKILIP KALMAK 

Sadece geçmiş yok ki sizi dersten koparmayı başaracak. Bunun bir de geleceği var. Geçmişi bir süreliğine kafanızdan uzaklaştırsanız bile gelecek yakanıza yapışıyorsa yine elde edeceğiniz sonuç aynıdır: masa başında boş geçen değerli saatler… 

  • Bu sınavı kazanamazsam ne olacak? Ailemin tepkisi ne olacak?  

  • Babam kazanamazsam sanayide çırak olarak çalışmaya başlayacağımı söyledi. 

  • Annem evlenip ev hanımı olmaktan başka bir şansım olmadığını yine söyledi. 

  • Ama ben bunları istemiyorum ki. Benim hedefim çok daha büyük. 

  • Kuzenim gibi ben de kazanamazsam, karın tokluğuna orada burada mı çalışmaya başlayacağım? 

  • Ya arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakarım. Hepsi kazanmış bir ben açıkta kalmış olursam?  

  • Tek istediğim bilgisayar mühendisi olmak. Bu bölümü kazanamazsam, yaşamak dahi istemiyorum. 

  • Bu kadar konuyu nasıl yetiştireceğim? 

“ya kazanamazsam…” ile başlayan cümleler kaygının diğer adıdır. Bir parça gelecek kaygısının kimseye bir zararı yoktur. Hatta kişiyi çalışmaya yönlendiren iyi bir yönü de vardır. Ancak aşırıya vardığınızda taşıyamayacağınız bir yük haline gelir. Bu yükü sırtınızda taşıdığınız sürece de karşı duyduğunuz şeylerin başınıza gelmesini kolaylaştırırsınız. 

“Kaygı yarının faresinin bugünün peynirini yemesidir.” Kaygı sebebiniz her ne olursa olsun sizin bugünü kaçırmanıza ve masanın başına oturduğunuzda bile ders çalışmamanıza sebep olur. Endişe, kaygı ve geçmişin sıkıntılarıyla yoğrulmuş her dakika sizi hedefinizden daha uzaklara taşıyacaktır. 

 ENERJİNİN ODAKLANMASI: KONSANTRASYON 

Günümüzün modern eğitim sisteminde kazanmanın yolu çok çalışmaktan değil verimli çalışmaktan geçmektedir. NLP de “ilgi neredeyse enerji oraya akar” ilkesi odaklanmanın gücünü ifade etmektedir. Konsantrasyon, ilginin dolayısıyla enerjinin tek bir noktaya odaklanmasıyla sağlanır. 

Ders dinlerken hayal dünyanızda bir yolculuğa çıkıp daha sonra kendinize geldiğinizde ne anlatıldığından haberinizin bile olmadığını fark ettiğiniz anlarınız olmuştur. 

Öğrencilerin ciddi problemlerinden biri de dikkatlerinin dağınık olduğunun farkında olmamalarıdır. Farkında olmadığınız bir şeyi düzeltme gibi bir çabanız da doğal olarak olmayacaktır. Dikkatsiz ders çalışanlar kendisinin çok çalıştığı halde başarılı olmadığını, buna rağmen bazı arkadaşlarının çok daha az çalıştıkları halde nasıl oluyor da başarılı olduklarını anlamadıklarından söz ederler. 

DİKKATİNİZİ ÖLÇÜN 

Konuyu sevmemek, günün yanlış saatlerinde sevmediği bir dersle çalışmaya başlamak, aile, akraba ve çevrenin baskısı, sürekli araya giren düşünceler, arkadaşlar, duygular, ufak başarısızlıklar, uyku sorunları, endişe ve kendine olan güvenin yetersiz olması, başaramayacağım duygusu vb. dikkati dağıtan başlıca etkenlerdir. 

Bir öğrencinin dersin başına oturduğunda konsantre olamamasının, dikkatinin pamuk ipliğine bağlı olmasının en önemli sebebi şimdiyi yaşayamayıp geçmişle geleceğin arasına sıkışıp kalmasıdır. 

Konsantrasyon zorluğu çekiyorsanız eğer şimdinin hakkını vermiyorsunuz demektir. Goethe’nin dediği gibi “Yaşanan her an kendi hakkını ister.” 

ZİHNİNİZDEKİ BUZDAĞI 

Zihniniz temel iki bölümden oluşur. Buzdağının üstteki kısmı bilincinizi, alttaki kısmı ise bilincinizi, alttaki kısım ise bilinçaltınızı temsil eder. Bilinçaltınız sınırsız bir çalışma kapasitesine sahiptir. Onun gücüne daha sonra değineceğiz. 

Bilinçaltınızın yaşamınıza dair iki ana görevi vardır: 

  • Sizi mutlu etmek 

  • Sizi korumak 

Sizi mutlu etmek adına yaşadığınız tüm güzel anıları, kendinize dair tüm olumlu düşüncelerinizi depolar. Sizi korumak adına ise yaşadığınız tüm olumsuzlukları, nefretlerinizi, acılarınızı, keşkelerinizi, yarım kalanlarınızı, pişmanlıklarınızı kısaca tüm negatif yaşantılarınızı bunların üstüne koyar. 

Bu yüzden geçmişe döndüğümüzde ilk hatırladıklarınız hep olumsuz olanlardır. Düşünürsek annemizle babamızla, arkadaşlarımızla, sevdiklerimizle çok güzel günler geçirdiğimizi hatırlarız. Annemiz babamız bizi çocukluğumuzdan bu yana hep kollamış, temel ihtiyaçlarımızı karşılamışlar ve sevgilerini bizimle paylaşmışlar, ancak bu her zaman böyle olmamıştır. Kimi olaylarda da bize bağırmış, kızmış hatta bir tokat vurdukları anlar da olmuştur. Biz geriye döndüğümüzde güzel olanlardan önce, ilk o tokatı hatırlarız. 

İşte yaşantımızda bu güzel duyguların yanı sıra, yaşadığımız olumsuz duygular da vardır ve bilinçaltımız bu olumsuz duyguları üstte tutarak bizi koruma görevini yerine getirir. Bilinçaltınızın olumsuzlukları, olumlu olanların üstüne koyması ilk bakışta size zarar veriyormuş gibi görünebilir. Ama bunu yaparken bir amacı vardır: sizi korumak. 

Bir çocuk elini sobaya dokundurmuş ve eli yanmış olsun. Eğer bilinçaltı, sobanın onu ısıttığını, soğuktan koruduğuna dair olumlu düşünceyi;sobanın onun elini yaktığı, canını acıttığı düşüncesinin üstüne koyacak olsaydı, çocuk geriye döndüğünde ilk önce olumlu olanla karşılaşacak ve her defasında elini sobaya dokundurup yakmaya devam edecekti. Ama bilinçaltı olumsuzlukları üste koyduğundan, önce sobanın elini acıttığını hatırlayacak ve bir daha elini sobaya dokundurmayacaktır. 

Ancak bilinçaltımızın bu işleyişi her zaman fayda sağlamaz. Üste biriken olumsuz olaylar, güzel olanlara ulaşmanızı engelleyecek kadar çoğaldığında geçmişin yükü biner omuzlarınıza. Geçmişin sıkıntılarını düşünmekten bugünü kaçırır ve geleceğe karanlık gözlüklerle bakar hale gelirsiniz. Bu yüzden bilinçaltınızın kontrolünü ele alıp, bu işleyişe siz yön verdiğinizde geçmişinizin acılarını sileceksiniz. Bunu başardığınızda geleceğinizi daha net görmeye başlayacaksınız. 

TATLI DÜŞLER: AŞIK OLMAK 

Gençlik çağlarına adım atılmaya başlandığında; karşı cinse duyguların yoğunlaşmasıyla, kalp çarpıntıları başlar. Bunlar yaşanması gereken duygulardır ve sağlıklı bir gelişim sürecinin parçasıdırlar. Yazık ki, tam iç dünyalarında fırtınalar kopmaya başladığı, akıllarının karıştığı sırada bir de sınav stresi ile karşı karşıya gelirler. 

Birine aşık olmanın verdiği heyecan ve cinselliğin yaşanma arzusu,zihnin bir köşesinde gizlenmiş beklerken; öğrenci masanın başına oturur. Çalışmaya kararlıdır; çünkü mantık düzeyinde önceliğinin bu olduğunu bilmektedir. Tüm iyi niyetle kitabını eline alır ve çalışması gereken konuyu açar. Ortam son derece sessiz, etraf düzenli, ışık yeterlidir. Karnı tok, uykusunu almış ve kendini dinç hisseden öğrencinin artık ders çalışmasına mani olacak hiçbir şey kalmamıştır. Konuyu okumaya ve notlar almaya başlar. Çalışması oldukça iyi gitmektedir ve motivasyonu son derece yüksektir. 

Bir süre sonra öğrencinin gözleri kitaptan uzaklaşmaya başlar. Sevgilisinin o içini ısıtan gülüşü canlanır gözünün önünde, ona söylediği güzel sözler çınlar kulaklarında. Kendine geldiğinde saatin ne kadar ilerlemiş olduğunu ve tüm koşullar uygun görüldüğü halde çalışma programının çok gerisinde kaldığını fark eden öğrencinin yüreğini ikinci bir sıkıntı kaplar.”Buna nasıl engel olabilirim?” diye umutsuzca sorar kendine. Ailesine danışmak ister. Ama buna cesaret edemez; çünkü bu tür duyguların bastırıldığı, konuşulmasının yasak olduğu bir toplumda büyümüştür o. 

ÖĞRENCİ NE YAPMALI? 

Kız/erkek arkadaşınızın görüntüsü, sesi ve ona karşı duygularınız yüzeye çıkıp da çalışmanıza engel olmaya başladığında, yapmanız gereken onu zihninizden uzaklaştırmaktır. Bunu da yine bilinçaltınızın muazzam gücünü kullanarak yapacaksınız. Masanın başındasınız ve onu düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Hemen birkaç dakikalığına gözlerinizi kapatın ve onu bir süreliğine kafanızdan atıp derse konsantre olmanızı sağlayacak uzaklaştırma tekniğini uygulayın: 

  1. Gözlerinizi kapatın ve rahatlayın. 

  2. Kız/erkek arkadaşınızın resmini karşınızda görün ve hissedin. 

  3. Bu resmi hızla kendinizden uzaklaştırın. 

  4. Artık onu göremeyeceğiniz bir uzaklıkta resmi sabitleyin. 

  5. Gözlerinizi açın ve rahatlayın. 

Bu tekniği uyguladığınızda daha rahat konsantre olduğunuzu ve ona ait düşüncelerin zihninizden uzaklaştığını fark edeceksiniz. 

 

3. SINAVI KAZANAMAYACAĞIMA İNANIYORUM 

ÇÖZÜMSÜZ PROBLEM 

Tek amacı Matematik bölümünde okumaktı. Geleceğine bu hedefi doğrultusunda yön vermiş ve bu tutkusunu gerçeğe dönüştürmüştü. İnancı sayesinde istediği yeri kazanmış ve artık üniversitede okuyan bir genç kız olmuştu. Tek ideali olan matematik bölümünün en çalışkan ve en başarılı öğrencisiydi. Derslerini hiç kaçırmıyor, kendisine verilen ödev ve projeleri büyük bir itina ile tam zamanında yapıyordu. 

Ancak bir sabah uyuyakaldı. Uyanıp da geç kaldığını fark edince telaş içinde yataktan fırladı. Birkaç dakika içinde hazırlanıp sokağa attı kendini. Bölüme ulaştığında soluk soluğa kalmıştı. Saatine baktığında dersin bitmek üzere olduğunu gördü ve çaresizce sınıfın penceresinden içeri baktı. O sırada ders hocasının tahtaya bir problem yazdığını gördü. Bu problemi hocanın ödev olarak verdiğini düşünerek defterine yazdı. Akşam eve döndüğünde dersi kaçırmış olmanın verdiği sıkıntıyı biraz olsun giderebilmek için ilk işi hocasının ödev olarak verdiğini düşündüğü problemle uğraşmak oldu. Uzunca bir süre uğraştıktan sonra nihayet problemi çözebildi ve rahatlamış bir şekilde yatağa uzandı. 

Ertesi gün soluğu hocasının odasında aldı. Ondan bir gün evvelki dersi kaçırdığı için özür diledi ve ödevini yaptığını belirterek bulduğu çözümü ona gösterdi. 

Hocası biraz şaşırmıştı çünkü ödev verdiğini hatırlamıyordu. Yine de defteri aldı. Öğrencinin ödev zannettiği şeyin, kendisinin matematikte çözümü olmayan problem örneği olarak verdiği örnek soru olduğunu gördü. Hocanın şaşkınlığı iyice arttı. Kızın bu çözümsüz probleme bulduğu çözümü inceleyince de artık konuşamayacak kadar şaşkındı. 

Gözleri hayretle açılmış bir şekilde kıza döndü ve ona “Sen nasıl olur da Nobel ödülü almış matematikçilerin bile çözemediği bu problemi çözebildin? Bunu nasıl başardın? Diye sordu. 

Kız duyduklarına inanamayan bir ifadeyle hocasına baktı ve “Ama hocam, ben pencereden bakarken bu soruyu tahtaya yazdığınızı gördüm ve ödev olarak verdiğinizi sandım. Ben bunun bugüne kadar çözülememiş bir problem olduğunu bilmiyordum ki ?!” diye yanıtladı. 

Eğer bu genç kız o gün o dersi kaçırmamış olsaydı, ne kadar çalışkan olursa olsun, ne kadar başarılı olursa olsun, problemin çözülemeyen problem olduğunu bilecek ve bu problemi çözebileceğini düşünmeyecekti bile. 

Yaşam tercihlerden oluşmuştur. Gideceğiniz yönü belirleyen ve hayatınıza yön veren tercihlerinizdir. Bu tercihleri yaparken alacağınız kararların doğruluğunu ve gücünü belirleyenler ise içinizde kendinize dair taşıdığınız inançlarınızdır.  

Her insanın içinde büyük bir inançlar silsilesi vardır. Davranışlarınızı ve kararlarınızı kontrol eden bu inançlar bütünüdür. Başarıp başaramayacağınızı, devam edip edemeyeceğinizi inançlarınız anlatır size. Bir işi başaramayacağınız, sınavı kazanamayacağınız bir gerçeklik değildir. Sadece sizin içinizde yatan olumsuz bir inançtan ibarettir. 

Öğrencilerin genel sorunlarından bir tanesi de sınavı kazanamayacaklarına dair inançlarıdır. Bu inancın bir çok sebebi vardır. Bu sebeplere geçmeden önce bu inancın oluşturduğu olumsuz duyguları ve bunların etkileri ortaya konulmalıdır. 

OLUMSUZ İNANÇLAR: ŞİDDETLİ DEPREMLER 

Diyelim ki ders çalışmak için sabah erken uyanmak istiyorsunuz. Fakat bir türlü istediğiniz saatte uyanamıyorsunuz. Belki de o saatte uyanıyorsunuz, yapamadığınız şey ise yataktan kalkmak. Çünkü içinizden bir ses ve his sınavı kazanamayacağınızı söylüyor. Bu bazen belli belirsiz, bazen de yüksek bir perdeden bir iç çatışma halinde olabiliyor. 

Boşver, yat uyu, nasıl olsa bir şey olacağı yok, Bugüne kadar uyanıp çalıştın da ne oldu” diyen bir ses. İşte içinizdeki bu sesi susturup harekete geçmezseniz, başarılı olmayı beklemeyin. Bu histen kurtulamazsınız ümitleriniz de olmasın. Bu durumu aşıp yataktan kalkamıyorsanız hayallerinizi unutun, onları hiç canlandırmayın. 

Başarılı olmak istiyorsanız, yaşamda bir yerlere gelmek istiyorsanız, sevdiklerinizin sizi takdir etmesini istiyorsanız, olumsuz inançların sizi köşeye sıkıştırmasına izin vermemelisiniz. “Sınavı kazanamayacağım” düşüncesi bir kurdun ağacın içini yemesi gibi insanın içini yer bitirir. Başarılı olmasını imkansız hale getirir.  

Sınavı kazanamayacağım çünkü; 

[Simge] Tembelim 

[Simge] Akılsızım 

[Simge] Kafam almıyor 

[Simge] Öğrenemiyorum 

[Simge] Anlayamıyorum 

[Simge] Başarısızım 

[Simge] Hiçbir şeyi beceremiyorum 

[Simge] Her şeyi yüzüme gözüme bulaştırıyorum. 

Bunlardan birini veya birkaçını siz kendinize veya çevrenizdeki insanlar size yönelik olarak söylüyorsa bunun doğurduğu sonuçlar zannettiğinizden çok daha ağır olacaktır. İnsanların yapabileceklerinin sınırını belirleyenler, neler yapacaklarına ve neleri yapamayacaklarına dair sahip oldukları inançlardır. 

ENGELLER İÇİMİZDE 

İki bilge, küçük bir gölün kenarında oturmuş derin derin sohbet ediyorlardı. O sırada bir köpeğin tuhaf hareketleri dikkatlerini çekti. Çok susamış olduğu belli olan köpek, gölün kenarına kadar geliyor, tam su içecekken kaçıp gidiyordu. Sonunda onun suyun yüzeyinde gördüğü kendi aksinden korkup kaçtığını ve bu yüzden susuzluğunu bir türlü dindiremediğini anladılar. 

Köpek sonunda susuzluğa dayanamayıp göle atladı ve kana kana su içti. Bilgelerden biri yanında oturmakta olan arkadaşına dönüp şöyle dedi:”Bu basit gibi görünen olaydan ne ders çıkardım biliyor musun ? bir insanın hedefi ile arasındaki tek engel çoğu zaman kendi içinde büyüttüğü korkular ve yapamayacağına dair inançlarıdır. Yani kişi kendi engelini kendisi kurar. Ancak bu engeli, yani kendisini aşmayı başardığında hedefine ulaşabilir.” 

Siz de ancak sahip olduğunuz kendinize dair olumsuz inançlarınızı aşmayı başardığınızda hedeflerinize ulaşabilirsiniz. Çünkü olumsuz inançlar yaşamınızdaki şiddetli depremlerdir. Siz tam biraz yol almış ilerlerken, saklandıkları yerden çıkar ve büyük sarsıntılar yaratarak her şeyi yerle bir eder. Tüm insanlar dünyaya eşit şartlarla gelmişlerdir. Dünyaya gelirken kimseye torpil geçilmemiştir. Bu yüzden, bir kişi bir işi yapmayı başarmışsa bunu siz de yapabilirsiniz. NLP’nin bu temel ilkesi size yol gösterici olmalıdır. Eğer yapamıyorsanız size engel olan tek şey yapamayacağınıza inanmanızdır. 

Olumsuz inançları kişi doğuştan getirmez. Onların oluşmasına sebep olan birçok etken vardır. Bunların en başında çocuğun doğduğu andan itibaren maruz kaldığı olumsuz zihinsel çapalar gelir. 

AİLENİN ATTIĞI OLUMSUZ ZİHİNSEL ÇAPALAR  

Hepimiz yaşama birincilikle başlarız. Milyonlarca spermin başlattığı bir yarışta biz birinci gelmişizdir. Bu müthiş yarışla başlayan hayat ilklerimize ve birinciliklerimizle doludur. İlk kez ağladığımızda ailemiz için ifade ettiğimiz anlam, ilk kez güldüğümüzde onların ruhunda uyandırdığımız mana, yaptığımız güzelliklerden ve elde ettiğimiz birinciliklerden sadece iki tanesidir. İlk adımımız, ilk anne/baba diyişimiz, ilk düşüşümüz, ilk kez okula gidişimiz, ilk kez okumaya başladığımız an, üniversite ve ilk maaş, ilk aşk, ilk öpücük, ilk, ilk ve ilk… 

Yaşantımızın başladığı günden beri böyle hep olumlu ve güzel şeylerle mi geçmekte acaba? Tabi ki hayır. Milyonlarca güzel anıya rağmen milyonlarca da olumsuz anılarımız vardır. 

Doğduğumuz andan itibaren süre gelen bir programlama süreci söz konusudur. Anne karnındaki çocuğa ne kadar güzel, ne kadar zeki olduğundan söz ederseniz çocuk güzel ve akıllı olacaktır. Ne kadar çirkin, ne kadar aptal olduğundan söz edecek olursanız çocuk çirkin ve aptal olacaktır. 

Dünyaya geldiği andan başlayarak çocuğa “Ne kadar beceriksizsin, tembelsin, küçüksün, sen yapamazsın, sakın dokunayım deme, küçükler dinler, büyüklerden iyi mi bileceksin, dokunma kıracaksın, mahvedeceksin, elleme, yaklaşma, bozacaksın, sus bir de cevap verme…” gibi söylenen birçok söz, programlama sürecinde olumsuz inançların tek tek kaydedilmesine sebep olur. Kısacası bilinçsiz olarak yapılan bu tür şartlandırmalarla çocuklar büyür. 

Bu şartlanmalar ilk nefesimizle beraber başlar. Bazı yörelerde bir gelenek vardır. Çocuğa nazar olmasın diye daha doğar doğmaz “Aman Allah’ım ne kadar da çirkin tütütü maşallah” denir. Bu cümleyi defalarca duyan çocuk çirkin olduğuna inanarak büyümeye başlar. Bu atılmış tek zihinsel çapası değildir. Daha sonra defalarca ne kadar tembel olduğu ne kadar aciz olduğu kendisine söylenir, hatırlatılır ve pekiştirilir. Çocuk artık ihtiyacı olan (!) tüm olumsuzluklara sahiptir. Yapamayacağı şeyleri iyi bilir. O planlı ders çalışmıyordur çünkü bu ona defalarca söylenmiştir. O iyi bir öğrenci değildir, o anlamıyordur, o aptaldır, o tembeldir, o beceriksizdir, o aslında tüm olumsuzluklardır. O camdaki lekedir, bardağın boş tarafıdır, o aslında olmasa da olur olsa da olur. 

Çocuk olumsuz çapalara sadece aile ortamında değil okul ve arkadaş çevresinde de maruz kalır. Derste bir soruyu çözemeyince arkadaşları tarafından alaya alınan çocuk zihninde o dersi anlamadığına dair bir genelleme yapabilir. Hatta daha da ileri giderek arkadaşlarının zeki, kendisinin ise “aptal” olduğunu düşünmeye başlayabilir. Gelişim çağındaki çocuklarda dış görünüm önem kazandığı için fiziksel görünüşü ile dalga geçilen bir çocuk ne kadar çirkin ve şişman olduğunu düşünür. Bu tür olumsuz çapalar çok ciddi sonuçlar doğurabilir. Örneğin gazetelerde sürekli diyet yapan, fazlasıyla zayıfladığı halde kendini hala şişman gördüğü için diyetten vazgeçmeyerek ölümün eşiğine gelen birçok insanın hikayesini okuyoruz. Bu tür davranış bozukluklarının temelinde genç yaşta meydana gelen olumsuz zihinsel çapaların rolü büyüktür. 

Olumsuz bir inancın oluşması için bir şeyin defalarca tekrarlanmasına gerek yoktur. Bir kez bile söylenmesi yeterlidir. Bir anne, baba, öğretmen ya da arkadaş “Sen bu gidişle sınavı kazanamazsın” demişse eğer, bu öğrencinin sınavı kazanamayacağına dair bir inanç geliştirmesi için yeterlidir. Ayrıca kişinin olumsuz inançlara sahip olması için kendisine sürekli olumsuz cümlelerin sarf edildiği bir ortamda yaşıyor olmasına da gerek yoktur. Arada bir söylenmesi dahi bir olumsuz inancı tetikler. Çünkü programlama sürecinde bilinçaltımız hiç ara vermeden kayıt yapmaktadır.  

Aileler bu tür yargılamalarda bulunurken tamamen iyi niyetlidirler. Bu yüzden farkında olmadan çocuklarının zihinlerine belki bir ömür onlara zarar verecek çapalar atarlar. Bu çapalar çocuğun ne olduğunu ve onun neler yapamayacağını temsil ederler. Bu olumsuz zihinsel çapalar birer tohumdur. Kişinin zihnine atıldıktan sonra, zaman içinde başka olumsuz inançlarla beslenir ve birer ağaca dönüşürler. Tüm olumsuzluklar bu ağaçları sulayan, çoğaltan bir rol üstlenirler. 

Artık çocuk birinci olduğu hayat yarışında en sondadır. Yardım edecek bir el aramaktadır. Onu tüm olumsuz vasıflardan kurtaracak, başlangıçtaki birinci gelen kendine dönüştürecek bir el. Bir başarı öyküsüne dönüştürecek bir mucize. 

İnsanlar çoğunlukla belli ve sınırlı bir zihinsel kapasiteleri olduğuna inanırlar,aslında buna inandırılmışlardır. IQ testleri gibi testlerde bizlerin böyle düşünmemizi bir anlamda zorunlu kılmıştır. Şimdi biliyoruz ki Einstein’ı bizden farklı yapan şey onun beyninin bizden daha büyük veya gelişmiş olması değil, sadece daha fazlasını kullanmış olmasıdır. 

Kapasitenizin sınırlı olduğunu düşünmek ve buna inanmak gerçekleştirebileceğiniz şeyleri sınırlamanın en etkili yollarından biridir.  

Sizce çocukluğundan beri kekeme olan biri tarihin gelmiş geçmiş en iyi hatiplerinden biri olabilir mi? 

Demostenes bunu başardı. İlk kez topluluk karşısında konuşmaya kalkıştığında halk onu yuhalayarak ve alay ederek onu kürsüden indirmişti. Kekemeydi ama içinde hatip olabileceğine dair büyük bir inanç yatmaktaydı. Uzun süre ağzına çakıl taşları koyarak deniz dalgaları eşliğinde konuşma egzersizleri yaptı. Sonunda dünyanın en büyük hatiplerinden biri oldu.  

Henry Ford’un da dediği gibi “Yapacağım da deseniz, yapamayacağım da deseniz haklı çıkarsınız.” Çünkü önünüzdeki tek engel sizsiniz. 

Sınavı kazanamayacağınıza inanıyorsanız bu inancın temelinde yatan başka inançlarınız var demektir. İlk yapmanız gereken bu inançları da bulup farklı bir bakış açısı kazanmak için evrensel üç işlemi kullanmanızdır. Evrensel üç işlemin süzgecinden geçireceğiniz her türlü inanç, size onları çürütme şansını verecektir. Detaylara ulaşarak inancınızın kökenine inip onu kırmak için neye ihtiyacınız olduğunu bulma yolunda atılmış büyük bir adımdır.  

EVRENSEL ÜÇ İŞLEM 

Evrensel üç işlemi içeren model oldukça doğal bir süreçtir. Çok önemli bir işlevi vardır. Günlük hayatın keşmekeşi içinde yüzlerce hatta binlerce bilgiyle karşılaşıyoruz. Onları eleyip bir kısmı yokmuş gibi davranmak ve belli kategorilere yerleştirerek algılamaya çalışmak, normal ve olması gereken bir süreçtir.  

Ancak bazen bu sürecin bizim aleyhimize de çalıştığı oluyor. Önemli bir konuyu silebiliyor, yapmamamız gereken bir genellemeyi yapabiliyor ya da yersiz çarpıtmalar oluşturabiliyoruz.  

Duyular aracılığıyla aldığımız girdileri, gördüklerimizi, duyduklarımızı, hissettiklerimizi, kokladıklarımızı, tattıklarımızı, silme, genelleme ve çarpıtma ile kendi dünya modellerimizi yaratırız ve bu esnada önemli noktaları da silebilir, genelleyebilir ya da çarpıtabiliriz. Bu atlamalar kimi zaman olumsuz inançlar geliştirmemize sebep olur. 

Evrensel üç işlemi doğru kullanarak da bu tür olumsuz inançlara müdahale etme seçeneğimiz var.  

SİLME: Seçici bir tutumla yaşamış olduğumuz deneyimlerin bazı yönlerini ön plana çıkarıp diğerlerini göz ardı etmektir. 

Basit Silme: önemli bir bilgi eksiktir. 

“Ne, nasıl, neden, kim veya kim/ne hakkında” sorularını sorun.  

  • “Çalışamıyorum” 

  • Neden çalışamıyorum? 

  • Kimden dolayı çalışamıyorum?  

  • “Sınavı Kazanamayacağım” 

  • Neden kazanamayacağım? 

  • Kazanmama engel olan ne? 

 Böylece göz ardı ettiğiniz bölümleri geri kazanacaksınız.  

Referans İndeksi Eksikliği: bilgi muğlak, aşırı genellenmiş veya belirsizdir. 

“Tam olarak kim ve ne” sorularını sorun. 

  • “O başarısız olduğumu söylüyor.” 

  • Tam olarak kim bunu söylüyor? 

  • “Sınavı kazanamayacağımı söylüyorlar”  

  • Bunu söyleyenler kimler? 

Bu sayede temel özneyi geri kazanacaksınız.   

Karşılaştırmalı Silme: Karşılaştırılan şeyin dışarıda bırakıldığı karşılaştırmadır. 

Kime” ve “Neye kıyasla” sorularını sorun. 

  • “Daha başarılı olmak istiyorum” 

  • kime kıyasla daha başarılı olmak istiyorum.  

  • “Başarısızım” 

  • Kimle karşılaştırınca, neye göre başarısızım? 

Karşılaştırdığınız kişiye veya olaya ait eksik bilgiyi geri kazanacaksınız.  

 GENELLEME 

Sınırlı kanıtlara dayanarak genel bir sonuç çıkarmaktır. Önyargılarımızın oluşmasının temelinde bu genellemeler yatar. 

 Evrensel Niteleyici: istisnasız ya hep, ya hiç kategorisidir. 

Karşıt örnekler bulun ya da “Asla mı?” “Hiç mi?” “Herkes mi?” “Hiç kimse mi?” sorularını sorun. 

  • “Ben matematikten anlamam” 

  • Hiç mi anlamıyorum? 

  • “Her şeyi yüzüme gözüme bulaştırıyorum” 

  • her şeyi mi? yüzüme gözüme bulaştırmadığım hiçbir şey yok mu?  

Genellemeleri ortadan kaldırarak olumsuz inançlardan uzak duracaksınız. 

 

Gereklilik Öğeleri: -meli, -malı, -mak zorunda, -sa iyi olur gibi eklerle yapılan genellemelerdir. 

 Yapsaydınız / yapmasaydınız ne olurdu? Sorusunu sorun. 

-Tembellik yapmamalıyım 

  • Tembellik yapsaydım ne olurdu? 

  • Tembellik yapmazsam ne olacak? 

  • Planıma uymalıyım 

  • Planıma uymasaydım ne olurdu? 

  • Planıma uymam bana ne sağlayacak? 

  • Böylece yapmanız gereken şeyi eğer yapmazsanız ne tür kayıplarınız olabileceğini bir kez daha görecek ve yapmanız gereken şey konusunda kendinizi motive etmiş olacaksınız. 

ÇARPITMA (BOZMA) 

Bazı bilgiler odaklanarak diğerlerini ihmal edip anlam çıkarmaktır. Örneğin; arkadaşlarınızın yüzleri size dönükken gülüştüklerini görüp, size güldüklerini düşünmek bir çarpıtmadır. Tesadüf olabileceği ihtimalini ihmal ederek üstünüze alınmış olursunuz. 

Zihin Okuma: birisiyle direkt iletişim içinde olmadan onun düşüncelerini veya hislerini bildiğini iddia etmektir. 

“Nereden biliyorum?” sorusunu sorun. 

  • “Türkçe öğretmeni bana sinir oluyor” 

  • Onun bana sinir olduğunu nerden biliyorum? 

Kayıp Yargılar: bireyin kendi dünyasından kopuk, bireyi şartlanmaya yönlendiren, pasif cümlelerle ifade edilen yargılardır. 

Kim demiş? Kime göre? Kimin inançlarına göre? Sorularını sorun. 

  • “Günde 4 saatten az çalışmak sınavı kazanmak için yeterli değildir.” 

  • Kim yetersiz olduğunu söylüyor? 

  • Küme göre yeterli değilmiş? 

Yargıyı oluşturan kişiyi belirleyerek ve bu yargıyı sorgulayarak kendi gerçeğinizi kazanacaksınız. 

Komple Eşitlik: İki farklı deneyim ya da olayın eş anlamlı olarak değerlendirilmesidir. 

Yaptığınız birleştirmenin mantıksızlığını fark etmenizi sağlayacak “Hiç kimse yok mu?” “Nasıl bu anlama geliyor?” gibi sorular sorun. 

  • “Öğretmen bana hiç söz vermiyor, galiba bana eskisi gibi değer vermiyor.” 

  • Hiç söz vermemesi nasıl bana değer vermediği anlamına geliyor. 

  • Benim değer verdiğim ama bazen istemeden ihmal ettiğim hiç kimse yok mu? 

Eşitlikleri birbirinden ayıracak ve sizi rahatsız edecek bu yaklaşımdan kurtulacaksınız. 

Yukarıda belirttiğimiz “Ben tembelim”, “Ben öğrenemem” türünden kendinize yönelik oluşturduğunuz inançlar, bu evrensel üç işlemden geçilerek meydana gelirler. Doğru sorular sorarak doğru sonuçlara varabilirsiniz. Böylece gerekli ve doğru üç işlemle doğru inançlar oluşturmalısınız.  

Bir olayın nasıl oluştuğunu bilmek dahi, onu değiştirme konusunda güç verir insana. Artık inançlarınızın nasıl oluştuğunu biliyorsunuz. Olumsuz inançlarınız hakkında artık daha fazla bilgiye sahipsiniz. Evrensel üç işlemle ayrıntılı bilgi sahibi oldunuz. Şimdi savaş zamanı ! 

 ÖĞRENCİ NE YAPMALI? 

Kendi iç dünyanızda var olan olumsuz zihinsel çapalarınızı bulmaya çalışın. Uyguladığınız testle sınırlı kalmadan orada belirlediklerinize benzer diğer olumsuz inançlarınızı da bulun. Çünkü onların farkında olmanız onları değiştirmek ve kafanızdaki engelleri kaldırmanız için atacağınız büyük bir adımdır. Nasıl bir soruyu çözerken soruyu anlamak, çözüme ulaşmanız konusunda yolun yarısı ediyorsa, olumsuz zihinsel çapalarınızın farkına varmak da onlardan kurtulmanız konusunda yolun yarısını aşmanızı sağlar. 

  • Kendinize olumlu cümlelerle telkinde bulunun. Hiçbir şey size kendinizi olumsuz değerlendirmeniz, yargılamanız ve eleştirmeniz kadar zarar veremez. Yapacağınıza inanın ve bu inancınızı tekrar edin. Olumlu cümlelerle kendinize sık sık vereceğiniz bu telkinler bir süre sonra sizin gerçeğiniz haline gelirler. Başarmak için başaracağım diye başlayın. 

  • Ulaşmak istediğiniz hedefinizi ve olumlu yönlerinizi kendinize sürekli hatırlatın. Hatta her fırsatta hedeflerinizi ve olumlu yönlerinizi en ince detayına kadar yazın. Yazmak daha önce gözünüzden kaçan ayrıntıları fark etmenize yardımcı olacaktır. Olumlu yönlerinizi kağıda dökmek onları daha net görmenizi ve hissetmenizi sağlayacaktır. Bu size güç verecek ve motivasyonunuzu artıracaktır.  

  • İnsanların sizi takdir etmesine, övmesine izin verin. Çoğu zaman övgüler karşısındaki tepkimiz, alçakgönüllü bir tavırla onları reddetmektir. Bunu yaparken bilinçaltımıza büyük zararlar veririz. Çünkü her insanın bilinçaltı 13-14 yaşındaki bir çocuk gibi övülmek ister. Bu onun için hayati bir ihtiyaçtır. Olumsuz zihinsel çapaların size zarar vermemesi ve olumlu inançlarınızın yıkılmaz bir duvar gibi sağlam olması için onun bu ihtiyaçlarını karşılamalısınız. Bu yüzden övgüleri reddetmeyin. Çünkü fazla alçakgönüllü olmak erdem değil kişinin kendi kendine zarar vermesidir. 

  • Kendinize çapa atın. İstediğiniz ruh haline ulaşmak için bedeninizin bir noktasına kinestetik bir çapa atın ve ihtiyacınız olduğu anda onu tetikleyin. 

NLP’de psikolojik bir durum yaratan uyarıcıya çapa diyoruz. Kinestetik çapa da istediğiniz psikolojik durumu ortaya çıkarmak için dokunsal yolla, yani fiziksel temas ile harekete geçirilen çapadır. 

İnsanın özellikle stres altında olduğu koşullarda bir anı bir anını tutmaz. Bazen bir bakarız kendimizi çok güçlü hissederken bir anda çaresizliğe kapılmışız. Böyle durumlarda içimizden hep şöyle geçiririz: bir düğmemiz olsa da ona basarak televizyondan kanal değiştirir gibi ruh halimizi değiştirebilsek…  

İşe çapalama yoluyla böyle düğmelere sahip olacaksınız. Çapalama yoluyla içinizdeki kaynaklardan ihtiyacınız olan bedeninizin bir bölgesine yamayacaksınız.  

Zihin ve bedenimiz aynı sistemin ayrılmaz birer parçalarıdır. Kendinizi kötü hissettiğinizde bedeniniz zihninize uyum sağlar. Omuzlarınız çöker, nefes alışverişiniz değişir. Kendinizi iyi hissederken de bedeninizi kötü ruh halindeyken bulunduğu duruma sokarsanız, bir süre  sonra zihniniz ona uyum sağlar ve kendinizi kötü hissetmeye başladığınızı fark edersiniz. Çapalama da gücünü beden ve zihnin bütünlüğünden almaktadır. Bedeninizde yapacağınız bir dokunma ile zihninizdeki bir duyguyu tetikleyeceksiniz. 

Hangi ruh haline ulaşmak istiyorsanız yapmanız gereken tek şey; çapanızı dokunarak tetiklemek olacak. Böylece yaşadığınız stres sizin düşmanınız değil dostunuz olacak, sınav heyecanınızı kontrol altına alacaksınız. Dikkatsizlikten kaçırdığınız sorular en aza inecek, ümitsizliğe kapıldığınız anda kara bulutları kolaylıkla dağıtacak, pes etmeden yolunuza devam edeceksiniz. Çünkü ruh haliniz artık tamamen sizin kontrolünüzde olacak. 

Sınav anında konsantrasyonunuzun en yüksek düzeyde olması için hangi duyguya ihtiyaç duyuyorsunuz? Sakin mi hissetmek yoksa son derece enerjik mi hissetmek istiyorsunuz? Yoksa ders çalışırken ihtiyacınız olan şey birazcık huzur mu? Bana bu sakinliği, enerjiyi, huzuru ve güvenliği kim verecek diyorsunuz? Cevap çok yakınınızda, hemen sizin bedeninizde saklı. Onu saklı olduğu yerden çıkarmakta çapalamayı nasıl yapacağınızı bilmekten geçiyor. 

 MOTİVASYON YÖNÜNÜZÜ KEŞFEDİN 

Akşam yatmadan önce yarın ne yapacağınızı düşündünüz. Okula erken gitmeye karar verdiniz. Hangi saatte kalkacağınızı da biliyorsunuz ve çalar saatinizi ayarladınız, sizi uyandırsın diye. 

Sabah oldu ve saat çaldı. Hemen yataktan fırlayıp “Derslerime yetişmeliyim mi dersiniz? Ya da biraz daha uyusam ne çıkar mı dersiniz? Yatağınızdan fırlamıyorsanız motivasyonunuz tam ve yeterli değildir. 

Buna rağmen kendinizi nasıl motive ediyorsunuz? İkinci zil sesiyle “Uyanmalıyım derse geç kalacağım, başım derde girecek diye bir ses veya his mi duyuyorsunuz? 

Üçüncü ses artık annenizin sesidir. “Kalk artık, yine geç kalacaksın, her gün aynı senaryo bıktım artık, en sonunda sınıfta kalacaksın ve böylece berbat bir yaşam gösterdiğin çabanın karşılığını almış olacaksın.” 

Eğer uzaklaşmacıysanız artık motive olmuşsunuzdur. İstemediğiniz bu şeylerden uzaklaşmak için bunlar başınıza gelmesin diye, yataktan kalkmak zorunda kalmışsınızdır. 

Uzaklaşmacı dediğimiz bu insanlar bu şekilde motive oluyorlar. Yaklaşmacılar ise zihinlerinde okulda yapacakları güzel şeyleri, arkadaşları ile geçirecekleri hoş vakitleri canlandırırlar. Geçirecekleri güzel günü hissederler. Öyle uzun boylu saatlerce zillerin çalması da gerekmez. Olumlu duyguları gözlerinde canlandırıp hissettiler mi yataktan kalkarlar.  

Bazı insanlar sorunlardan uzaklaşmak, problem yaşamamak için çalışırlar ve motive olurlar. Bazı insanlarsa elde edecekleri güzellikleri, kazancı düşünerek çalışır ve motive olurlar. İnsanların motive olmalarını sağlayan bu zihinsel programlar NLP’de Uzaklaşmacı-yaklaşmacı olarak adlandırılır. 

Uzaklaşmacı- yaklaşmacı olmanın dışında bir diğer motivasyon yönü de iç referanslı- dış referanslı olmaktır. Bazı insanlar gücü kendi içlerinden alırlar. Dışarıdan biriyle kıyaslandıklarında bu duruma sert tepki verirler. Çünkü onlar için önemli olan kendi içlerindeki değerlendirmelerdir. Bu yönleri ağır basan insanlar iç referanslıdır. 

Bazı insanlar da başarıya ulaşıp ulaşmadıklarını dışarıdan aldıkları takdirlere, tepkilere göre değerlendirirler. Dışarıya bağlı olarak değerlendirme yapan insanlar dış referanslı yönü ağır basanlardır. 

 SINAVA HAZIRLANAN ÖĞRENCİLERİN, SINAVI KAZANAMAMIŞ ÖĞRENCİLERİN RUH HALİNDEN ETKİLENMESİ  

“Başarısızlık yoktur sadece sonuçlar vardır.” NLP’nin çok önemli bir ilkesidir. Bu ilke bize ilkel toplumlardaki bakış açısının modern toplumlardaki bakış açısıyla ne kadar örtüşmediğini  göstermektedir. 

Şu dağın ardına geçemeyiz, orası yasak bölge, oradan sonra dünya bitiyor gibi bir anlayış, bizler için geçerli olamaz. Elbette ki surların, dağların, denizlerin ardında halen dünyamızın devam ettiğini biliyoruz. Başarı da onu geçtiğinizde  bitmeyen bir yapıya sahiptir. Hep geçilecek yeni hedefler ve başarılacak yeni şeyler vardır. Bunun aksi de geçerlidir. Başarısızlık da yaşamın sonu değildir. Bu olmadıysa bir sonraki şeyler olacak, bunlar olmazsa başka bir şey olacaktır. Her zaman bir başka fırsat, bir başka sefer vardır. 

Kimi arkadaşlarınız bu gerçeği bilmiyor ve kullanmıyor olabilir ama siz her başarısızlıkta ihtiyacınız olan dersleri alıp diğer duyguları ve olayı orada bırakıp sadece bugünü yaşayarak geleceğe güvenle baktığınız sürece hiçbir probleminiz olmayacağı gibi, yaşamınızdan başarısızlığı da çıkarmış olursunuz. 

Başarı çok göreceli bir kavramdır. Örneğin; deneme sınavında kötü bir puan aldınız. Ne yaparsınız? Hemen ben zaten bu işi yapamıyorum deyip her şeyden vazgeçmek mi doğru olur; yoksa nerelerde yanlış yaptım, neleri değiştirebilirim diye sormak mı? 

Bu yaklaşımlardan ikisi de olmakta olan şeyler hakkındaki inançlarınıza dayanır. Yetersiz olduğunuza inanmanız gelecekteki sınavlarınızda performansınızın altında hareket etmenize ve sonuçta daha çok başarısız olmanıza sebep olacaktır. Fakat yetersiz olmanızın geçerli sebepleri olduğuna inanırsanız ve bu sebepleri araştırırsanız, yaşadığınız deneyimin üzerinizde bırakacağı kötü etkilerden sıyrılabilirsiniz. Hatta bu bir sonraki sınava daha iyi hazırlanmak için atılmış bir adımdır ve başarı için size bir şans daha verecektir. 

Her başarısızlığın bir yapısı vardır. Siz veya arkadaşlarınız, akranlarınız, akrabalarınız veya çevrenizdeki her öğrenci başarısızlığın sebebini araştırırken öncelikle bu yapıyı keşfetmekle başlamalıdır. 

Başarıyı bir zincire benzetirsek bu zincirin bir yerinde oluşan bir başarısızlık halkasının geri kalan halkaların da başarısızlık halkası olmasına sebep olacağını düşünmek gelenektir. Fakat önemli olan başarı zincirinin arasından başarısızlık halkalarını çıkartıp başarı halkalarını bir araya getirerek zinciri oluşturmaktır. 

Olumsuz ruh halimizin oluşmasının sebeplerinden biri de başarıya veya başarısızlığa yüklediğimiz anlamdır. “Başarıya” istediğimiz şeyi elde etmek “Başarısızlığa” istediğimiz şeyi elde etmemek olarak bakıyor olmamızdır. 

ÖĞRENCİ NE YAPMALI? 

  • Doğru sorular sorarak ve doğru anlamlar çıkartarak, başarıyı veya başarısızlığı yeni bir şekilde algılayın 

Elde etmek istediklerinizi elde etmenin başka yollarını bulmalısınız. 

  • Başarısızlık diye tanımladığımız durumlarda bir sonraki adımda ne yapmalıyım? 

  • Asıl problem ne?  

  • Bunu nasıl aşabilirim? 

Türünde sorularla başarısızlığın olmadığını, sadece sonuçların olduğunu düşünmek ve bu sonuçları iyi analiz edip bir sonraki sefere daha güçlü çıkmak gerekir. 

Başarısızlık kendiliğinden oluşan bir yapıya sahip değildir. Başarılı olmadığınız işleri düşünün, süreci gözünüzde canlandırın, sebeplerini sonuçlarını ortaya koyun. Başarı da aynı şekilde bir yapıya sahiptir.  

NLP’de bir tanımımız vardır: aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar elde etmeyi ummak doğru ve sağlıklı bir düşünce yapısı değildir. 

Başarı ve başarısızlığın nedenlerini bulup yapısını ortaya koyup modelini çıkartıp istediğiniz sonuçlara alışkanlıklarınızı ve davranışlarınızı değiştirerek ulaşabilirsiniz. 

  • Yaşamınızın sorumluluğunu üstünüze alın. Başarı ve başarısızlıklarınızın sorumluluğunu çevrenizdeki insanlara yüklemek yerine kendi üstünüze alın. Başarılarınızın farkında olun. Bunun için uymanız gereken birkaç kural var: 

  • Başarılarınızı göz ardı etmeyin. 

-    En ufak başarılarınızı bile sık sık hatırlayın, size yapılan iltifatları “önemli değil, basit” gözüyle görmeyin. 

Böyle yaparak bilinçaltına olumsuzmuş gibi mesajlar yollamayın. 

  • Gerçek isteklerinizin neler olduğunun farkına varın. İstediğiniz şey gerçekten istediğiniz şey değilse gizliden gizliye kendinize engel olabilirsiniz. 

Doktor olmak istemiyorsunuz ama herkese doktor olmak istediğinizi söylediniz. Ve gerçek hedefiniz olmadığı halde bu hedefe yönelmişseniz başarılı olmamanız normal olabilir. 

ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ 

Doğumundan itibaren olumsuz çapaların birer çivi gibi zihnine çakılmasıyla büyümüş olan çocukların en ciddi problemlerinden biri özgüven eksikliğidir. 

Özgüven sahibi olmak kendinizi hiç kötü hissetmeyeceğiniz, üzülmeyeceğiniz, daima istediğiniz sonuçlara ulaşacağınız ve tüm kapıların size açılacağı anlamına gelmemektedir. Elbette bu insani duyguları yaşayacak ve hayatın acı gerçekleriyle de yüz yüze geleceksiniz. Ancak bunları yaşarken nasıl tepki vereceğinizi, arkanızı dönüp vaz mı geçeceğinizi yoksa her şeye rağmen yürümeye devam mı edeceğinizi kendinize olan güveniniz belirleyecektir. 

YAPTIĞI SORUYU DEFALARCA KONTROL ETME İHTİYACI 

Birçok öğrenci bu tavrı sergilemektedir. Bu tavrın temelinde yatan sebep yeterli özgüvene sahip olamamasıdır. 

Ya ailenin ihtiyaçlarını onun adına temin ettiği ya da ailesi kendisine güvenmediği için hiçbir şey yapamayacağına karşı oluşturduğu inanç, çocuğun sürekli kontrol etme ihtiyacı duymasına sebep olur. “Acaba doğru yaptım mı? Acaba yine mi yanlış yapacağım?”gibi bir düşünce sistemi geliştirir. 

Özgüveni eksik olan birçok insan yaşantıları boyunca sürekli yapabileceklerinden daha azını yapar. Onlar kendilerine düşük değerler biçerek kendilerini değersiz hissederek çevresine değersiz olduğunu her fırsatta söyleyerek yaşantılarını sürdürürler. Böylece ömürlerini boşa geçirirler. 

  • Özgüveni olan kişiler başkalarına gösteriş olsun diye bir şeyler yapmazlar. 

  • Özgüveni olan kişiler başkalarını kontrol etme, denetim altına alma gibi eğilimler göstermezler. 

  • Özsaygısı olan kişi bencilce davranıp insanların sözlerini kesip, bir arkadaşlık grubunda sadece ben konuşayım, ön planda olayım diye düşünüp öyle davranmazlar. 

  • Özsaygısı olan kişi her önüne gelene başarılarından söz edip tamamen kendini anlatmaya çalışmaz. 

Bu şekilde davranıyorsanız veya bunlardan birkaçını yapıyorsanız özgüven sorununuz var demektir. Bu sorunlar sık sık kendinize olan güvensizliğinizden dolayı sorulara dönmenize sebep olmaktadır. 

NE KADAR ÇOK ÇALIŞIRSA ÇALIŞSIN HİÇBİR ŞEY BİLMİYORMUŞ GİBİ HİSSETMEK 

Özgüven eksikliğinin önemli bir ayağı da yukarıdaki sonucu doğurur. 

Gerçekte bilinçaltımız mükemmel bir yapıya sahiptir. Aslında tam ve kesin unutma diye bir şey yoktur. Hatırlama sorunu vardır. 

Unutma 

Beyninizin içinin milyonlarca küçük kapalı bölmeden oluştuğunu düşünün. Her türlü bilgiyi bu bölmelere koyduğunuzu varsayın. Bölmelere bilgiler kanallar aracılığıyla gidiyor olsun. Hangi bölüme, nasıl, hangi bilgileri koyduğunuzu bilmiyorsanız, koyduğunuz bölmeyi gösterecek belli işaretler yoksa aradığınızı bulmanız mümkün olmayacaktır. Hatırlamak için bilginin nerede, ne zaman, nasıl ve ne ile birlikte öğrenildiğini bilmek ve çok özel belirtilerin olması gereklidir. 

Unutmanın çok farklı boyutları vardır. Yarar sağlamayacağı düşünülen bilgiler beynin derinlerindeki bir bölmeye itilerek unutulabilir. Örneğin; rehberden bir telefon numarasını kısa sürede aklımızda tutar, görüşmemizi tamamladıktan sonra tekrar hatırlayamayız; çünkü o numaranın rehberde olduğunu ve tekrar ihtiyacımız olduğunda yine rehberden ulaşabileceğimizi biliriz. Böylece telefon numarası bilinçaltında gereksiz diye adlandırabileceğimiz bölümdeki yerini alır. 

Ders çalışırken de neden ve niçin çalıştığınızı bilmez, bilgileri nasıl ve nerelerde kullanacağınızı göz ardı ederseniz, saatlerce de çalışsanız edindiğinizi sandığınız bilgiler geçici olarak bilinç düzeyinde yer alırlar ve daha sonra bilinçaltınızdaki “gereksiz bilgiler” bölümüne aktarılır. 

Beyniniz bilinç ve bilinçaltı olmak üzere iki kısımdan oluşur. Bilinç düzeyinde algılanan her şey daha sonra depolanmak üzere bilinçaltına gönderilir. 

Doğduğunuz günden bugüne yaşadığınız her olay; en ince detayına kadar bilinçaltınızda yer almaktadır. Küçükken yaşadığınız evin duvarlarının rengi, annenizin size okuduğu hikayeler, dinlediğiniz tüm müzikler, okuduğunuz kitaplar, bilinçaltınızda arşivlenmiş durumdadır. Bunların pek çoğunu bilinç düzeyinde hatırlamazsınız. Çünkü bilincinizin çalışma kapasitesi 7 +/- 2 iken, yani aynı anda en fazla 9 haneli bir kodlama yapabilirken, bilinçaltınızın çalışma kapasitesi bir anda 2.5 ile 5 milyon veriyi algılayıp kayıt edebilecek güçtedir. Yani beyninizi bir buzdağına benzetecek olursanız, buzdağının yüzeyde kalan, görünen kısmı bilincinizi; suyun altında kalan ve derinlere kadar uzanan muazzam büyüklükteki parçası ise bilinçaltınızı temsil eder. 

Bugüne kadar tüm görüntülerin, duyulan seslerin, hissedilen duyguların kapasitesi  7+/- olan bilinç düzeyinde depolandığını düşünün. Sizce ne olurdu? Herhalde bu buzdağı bir yanardağı gibi patlardı. İşte bilinçaltımız bizi bu tehlikeden korumak için yaşamımıza ait tüm ayrıntıları saklama görevi üstlenmiştir. Gereksiz kabul edilen işe yaramayacağı düşünülen bilgilerin hepsi bilinç düzeyinde tutulacak olsaydı yüne benzer bir felaketle yüz yüze gelirdik. 

Beyninizi bir kütüphane gibi düşünebilirsiniz. Eğer bilgileri düzgün ve sistemli bir şekilde sınıflandırarak raflara yerleştirirseniz, ihtiyacınız olduğunda kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Bilginin nerede, ne zaman, nasıl, ne amaçla öğrenildiği sizin kütüphanenizdeki kitapların kodlarıdır. Bu kodları kullanarak bilgilerinizi geri çağırabilir ve hatırlayabilirsiniz. 

Bilgiler beynimizde kodlanır ve sınıflandırılarak depolanır. İhtiyaç anında bu kodlar vasıtasıyla bulunur ve kullanılırlar. Bu noktada bilgileri sistemli bir şekilde hafızaya almak önem kazanır. 

İstediğiniz zaman bilinçaltınıza inip bilgileri çekip çıkarabilmeniz bu “kodlama- depolama- tekrar bulma” sürecini ne kadar verimli kullandığınıza bağlıdır. 

Hatırlama 

Bilinçaltımızın ömrümüz boyunca karşılaştığımız bilgileri saklamasının sebebi, zihnimizin hatırlamaya yönelik programlanmış olmasıdır. Bizim bir bilgiye ulaşamamamızın sebebi ise onun tamamen silinmiş olmasından değil, depolandığı yeri bulup çıkaracak ipuçlarına sahip olmamamızdan kaynaklanır. 

Koca bir okyanusun bir yerine gökyüzünden sizin için çok değerli şeylerin olduğu bir paket attığınızı düşünün. O paketi bulmak için bütün bir okyanusu taramanız gerekecek ve muhtemelen boşa kürek çekmekten öteye gidemeyeceksiniz. Oysa paketi bıraktığınız zaman bıraktığınız yerin koordinatlarını belirlemiş olsaydınız, geri döndüğünüzde paketi elinizle koymuş gibi bulacaktınız.  

Peki bilinçaltınıza attığınız paketlerin koordinatlarını nasıl belirleyeceksiniz ? Sık sık ve sistemli bir şekilde yapılan tekrarlar bilinçaltınızın bu koordinatları oluşturmasını ve bilgileri kolayca ulaşabileceğiniz şekilde depolanmasını sağlar. Aslında yapılan tekrarlar birer provadır. Tekrarla bir şeyi nasıl hatırlayacağınızın provasını yapmış olursunuz. 

Tekrarların istenilen etkiyi sağlaması için öncelikle bilgilerin parça parça değil bir bütün olarak ve birbirlerini hatırlatacak şekilde alınmaları gerekir. Aksi taktirde ne kadar tekrar yaparsanız yapın, unutmak hemen hemen yanı başınızda pusu kurmuş bekliyor olur. 

Bir şeyi unutmak için onunla daha önce karşılaşmış olmamız gerekir. Hiç görmediğiniz, duymadığınız ya da hissetmediğiniz bir şeyi unutmazsınız. Bu yüzden unuttuğunuzu ya da hatırlamadığınızı düşündüğünüz şeyler aslında eksik, bütünü görmeden, diğer bilgilerden kopuk olarak öğrendiğiniz bilgilerdir. 

Öğrenme 

Yaşantılar sonucu davranışta oluşan kalıcı değişikliklerdir. 

Bu tanımdan 3 temel kavram öne çıkmakta: 

  1. Öğrenmenin gerçekleşmesi için davranış değişikliği gereklidir. 

  1. Değişikliğin yaşantı sonucu meydana gelmesi gerekmektedir. 

  2. öğrenme olabilmesi için kalıcı olması gerekir. 

Öğrenme fizyolojik olarak yeni sinir yollarının açılması, yeni sinaptik bağların kurulması, çeşitli nöronlar arasında meydana gelen yeni devrelerin iletişim sağlaması elektro kimyasal sinir akımında değişikliklerin gerçekleşmesidir. 

İnsan beyninde yaklaşık 10 milyar sinir hücresi uyarıcıları saatte 980km hızla iletebilme yeteneğine sahiptir. Öğrenmede hücre sayısı değil, hücreler arası bağlantı sayısı önemlidir. 

Öğrenme sırasında peptit bağlarının (hücreler arasındaki bağların) sayısına bağlı olarak öğreniriz. Aynı anda birden fazla bilgiyi aynı hücre farklı bağların aracılığı ile alabilir. Bu bağların sayısının artması öğrenmeyi ve öğrenme kapasitesini artırır. Her türlü yaşantı (öğrenme) nöronlar arasında peptit bağların kurulmasını ve artmasını sağlar. Tekrarlar bu bağları kuvvetlendirir. 

ÖĞRENCİ NE YAPMALI? 

  • Çalışmaya başlarken hatırlamaya konsantre olun. Okuduğunuz bilgiler üzerinde düşünün. Kendi yorumlarınızı ekleyin. Okuduklarınızı kendi cümlelerinizle ifade edin. 

  • Çalışırken sanki bir başkasına anlatacakmış gibi çalışın. Bu konsantrasyonunuzu artırır ve çalıştıklarınız aklınızda çok daha iyi kalır. 

  • Çalışmaya başlarken ara vermeden önce nereye kadar çalışacağınızı belirleyin. Kendinize bu şekilde bir hedef koymanız sizi ona ulaşmanız konusunda koşullandıracaktır.  

  • Konuyu bir bütün olarak inceleyin “Ne öğreneceğim?”, “Neden öğreneceğim?”, “Nerede kullanabilirim?” sorularını yanıtlayın. 

  • Bütünü gördükten sonra detaylarına inin. Konuyu kendi içinde sınıflandırın. İçeriğini maddeler halinde çıkarın. 

  • Bilgiler arası bağlantılara ve geçişlere dikkat ederek çalışın. Örneğin PV=nrt formülünü aklınızda tutmak için Para Ver  NuReTtin şeklinde yapacağınız bir benzetme öğrenmenizi hem eğlenceli kılacak hem de kalıcı olmasını sağlayacaktır. 

  • Ezber gerektiren metinleri size hatırlatıcı semboller çizerek kaydedin. 

Örneğin; “Gece ve gündüzün oluşmasının, okyanus akıntılarının meydana gelmesinin, sıcaklığın ekvatordan kutuplara doğru azalmasının sebebi dünyanın geoit şeklinde olmasıdır.” 

  • Bir bilgiyi sevdiğiniz bir şarkının müziğine uydurarak okuyun. Bu çalışmanızı hem eğlenceli hale getirecek hem de bilgileri geri çağırdığınızda ritim eşliğinde oldukları için çok daha kolay geri geleceklerdir. 

  • Kendinize düzenli olarak uygulayacağınız bir tekrar programı belirleyin. Çünkü okuduğunuz bilgilerin %80’ini tekrar yapmazsanız 24 saat içerisinde kaybedersiniz. 

ÖZGÜVEN KAZANMANIN YOLLARI 

HAYAL KIRIKLIĞINI ESNEKLİĞE DÖNÜŞTÜRME YÖNTEMİ 

  1. Uyumadan önce o günün bir filmini oynatın. O gün yaptığınız her şeyi düşünün. 

  2. Neler düşündünüz? Kimleri gördünüz? Kimlerle neler konuştunuz? Bütün günün hızlı ve detaylı bir filmini seyredin. 

  1. Filmde davranışlarınız tam olarak memnun olmadığınız bir sahneye geldiğinde durun. 

  2. Bu bölümü tekrar oynatın. Kendinize “Nasıl olmasını isterdim?” diye sorun ve istediğiniz gibi olması için gerekli değişiklikleri belirleyin. 

  3. Birkaç kez bölümü istediğiniz değişiklikleri gerçekleştirmiş şekilde tekrar tekrar oynatın. 

  4. Tam ve doğru olduğuna karar verinceye kadar oynatın. 

  5. Ve güzel duygularla uykuya dalın. 

Bu teknik, davranışlarınızı gözden geçirip istediğiniz davranışları edinmenin bir yoludur. Aynı zamanda özgüveninizin zamanla, yanlışları minimuma düşürerek istediğiniz davranış değişikliklerini sağlayıp bunları yaparak nasıl geliştiğini göreceksiniz. 

“MİŞ GİBİ” DAVRANMA YÖNTEMİ 

Bir şeye sahip değilsinizdir veya sahip olmadığınızı düşünüyorsunuzdur. Bu teknikte sahipmişsiniz gibi yaparak bilinçaltınızı harekete geçireceksiniz. 

Bilinçaltı gerçekle hayali birbirinden ayırt edemez. Siz bu tekniği sürekli uygularsanız bilinçaltı öyle algılamaya, bu “miş”leri gerçek zannetmeye başlar ve sizi öyle davranmaya zorlar. 

  • Güçlü değilseniz güçlüymüş gibi 

  • Çalışkan değilseniz çalışkanmış gibi 

  • Anlamıyorsanız anlıyormuş gibi 

  • Kendinize güvenmiyorsanız güveniyormuş gibi 

yapmaya başlayınız. Göreceksiniz ki zamanla bu kalıba girecek ve olmadığınızı sandığınız ama olmak istediğiniz kişi gibi olacaksınız. 

 

  1. SINAVA HAZIRLANIYORUM AMA TAM OLARAK NE İSTEDİĞİMİ BİLMİYORUM 

HEDEF BELİRLEMENİN NERESİNDESİNİZ? 

Aşağıdaki ölçeğe samimi olarak vereceğiniz yanıtlar hedef belirleme konusunda yaşadığınız problemleri somutlaştırmanızı sağlayacak. Bu sayede bu bölümün devamında hedef konusunda yeni bilgiler edinirken, daha bilinçli olacak ve kendi öz eleştirinizi çok daha kolay yapacaksınız. 

Bir hedefin nasıl olması gerektiği bilgilerine sahip olmadan, önce bu uygulamayı yapmanız çok önemlidir. Çünkü bir hedefin tüm temel niteliklerini bilerek bu maddeleri yanıtlamaya kalkışırsanız, o bilgilerin etkisinde kaldığınızdan gerçek cevaplardan sapmalar olacaktır. 

Bu yüzden lütfen bu bölümün devamını okumadan önce size göre doğru ve yanlış olanları belirleyin. 

  1. İnsan hedefini tesadüfen belirler. (D) (Y) 

  2. Hangi mesleğin bana daha uygun olduğunu büyüklerim daha iyi bilir. (D) (Y) 

  3. Okumak istediğim bölümler hakkında bilinmesi gereken her şeyi biliyorum. (D) (Y) 

  4. Mesleğimi ben belirleyeceğime göre, hemen harekete geçmem gerektiği düşüncesindeyim. (D) (Y) 

  5. Hiçbir engel beni hedefimden vazgeçiremez. (D) (Y) 

  6. Okuyacağım bölümü ailem seçmeli. Böylece gelecekte olacaklardan ben sorumlu olmam. (D) (Y) 

  7. meslek tercihlerimde sık sık değişiklik yapıyorum. (D) (Y)  

  8. Neresi olursa okurum. Yeter ki bir yeri kazanayım. (D) (Y) 

  9. Ailemin isteği bölümü okursam, ileride onlardan ihtiyacım maddi ve manevi desteği alabilirim. (D) (Y) 

  10.  Bana uygun bir bölüm bulamıyorum. (D) (Y) 

  11.  Kendimi bildim bileli hangi mesleğin bana uygun olduğunu düşünür dururum. (D) (Y)  

  12.  Kim olmak, ne yapmak istediğim konusunda çok sık hayal kurarım. Fakat kesin tercihlerimi henüz yapmış değilim. (D) (Y)  

  13.  Benim için önemli olan sınavı kazanmaktır. Meslek tercihi daha sonra gelir. (D) (Y) 

  14.  Meslekler konusunda detaylı araştırma yaparım. (D) (Y) 

  15.  Birçok mesleğe heves ediyorum. Daha sonra bazı kusurları dikkatimi çekiyor ve hevesim kırılıyor. (D) (Y) 

  16.  Tüm detayları ile hangi bölümü okumak istediğimi ve bitirince ne yapacağımı belirledim. (D) (Y) 

  17.  Hedefimle ilgili ilgili her türlü yayın ve kaynağı takip ederim. (D) (Y) 

  18.  Hedefime ulaştığımda yaşayacaklarımı sık sık hayal ederim. (D) (Y) 

  19.  Yaşamdan tam olarak ne istediğimi bilmiyorum. (D) (Y) 

  20.  Şu anda okuyacağım bir yer belirledim ama kararımdan tam olarak memnun değilim. (D) (Y) 

 HEDEFSİZLİK ÇIKMAZI 

Hedefsizlik nereye yüzeceğini bilmeden denizin ortasında sadece hayatta kalabilmek için çırpınmaya benzer. Varılacak nokta bilinmediğinden, sadece başınızı denizin üstünde tutmaya çabalarsınız. Harekete geçip yüzme şansınız yoktur, çünkü kara parçasının hangi yönde olduğunu bilmiyorsunuzdur. Sadece gücünüzün son damlasına kadar çırpınırsınız. Judi James “Eğer nereye gideceğinizi bilmiyorsanız, sonunda hiçbir yere varamazsınız.” Sözleriyle bu çırpınışı anlatmaktadır. 

Birçok öğrenci “Nereyi kazanırsam, onu okurum” diyerek bu çıkmaza saplanmaktadır. Bu şartlar altında herhangi bir yeri kazanmanız çok zor olacaktır. Çünkü bir hedefiniz yoksa çalışmak ve zorlukları yenmek için bir sebebiniz yok demektir. Hayatın sizi nereye götüreceğini bekliyor ve kendinizi çok da umursamıyorsunuzdur. Hedefsizlik kişinin kendisine olan saygısını ve güvenini yitirmesine gebedir. Kendi değerinin farkında olmayan bir insana hiç kimse değer vermez. Değersiz olduğunuzu düşünüyorsanız, başarısızlığa mahkum olduğunuza karar vermişseniz, bir hedefinizin olmaması normal bir durumdur. 

Hayatın akışına kendini bırakmak aslında teslim olmaktır. Çünkü hayat akıp giderken sizi iyi bir yaşama sürükleyeceğinin bir garantisi yoktur. Bu akıntının içinde boğulmaktan sizi hedefiniz kurtarır. O sizin can yeleğinizdir. Tüm dalgalanmalara ve çalkantılara karşın başınız hep yukarda, önünüzü görerek ilerlemenizi sağlar. Hedefsizliğin bir diğer temel sebebi de öğrencinin bir hedefi nasıl belirleyebileceğini bilmemesidir. Bir hedef belirlemek istiyor ama bunu nasıl yapacağınızı bilmiyorsanız, rahat olun. Çünkü hedef belirlemek için ihtiyacınız olan reçeteye bu bölüm içinde sahip olacaksınız. 

HEDEFİ HEDEF YAPAN ÖZELLİKLER 

Bir hedefinizin olmamasından çok, doğru belirlenmiş bir hedefinizin olmasının önemine daha önce değindik. Şimdi bu özelliklerin neler olması gerektiğine sırayla değineceğiz. 

Bunlar bir hedefin olmazsa olmazlarıdır. 

  1. Hedef Somut ve Net Olmalıdır 

Çok değer verdiğiniz bir eşyayı tanımlamanız istense; görüntüsünü, şeklini, renklerini, ona baktığınızda sizde uyandırdığı duyguları, ne zaman aldığınızı ya da kimin size hediye ettiğini bir bir anlatırsınız. Bu son derece net ve açık bir cevaptır. 

Hedefinizin ne olduğu size sorulduğunda aynı açıklıkla cevap veriyorsanız, hedefinizi belirlerken doğru adımları atmışsınız demektir. 

Ama çoğu zaman insanlar hedeflerini; “Başarılı olmak istiyorum”, “Zengin olmak istiyorum” gibi genellemelerle anlatırlar. 

“Araba almak istiyorum” dediğinizde ,, istediğinizi ifade ediş şeklinizde birçok boşluk vardır. Ne renk araba almak istiyorsunuz ? Ne zaman almak istiyorsunuz? Kaç kişilik bir araba almak istiyorsunuz? En çok ne kadar ödeyebilirsiniz? Kaç model bir araba almak istiyorsunuz? Bu soruları yanıtlayamadığınız sürece bir araba sahibi olamazsınız. Çünkü genellemeler bilinçaltınız için hiçbir anlam ifade etmezler. O kesin, somut ve net talimatlara uymaya programlıdır. Bilinçaltınızın harekete geçip sizi hedefinize doğru yönlendirmesini istiyorsanız bunu ona onun anlayacağı dilden anlatmalısınız. 

“Bir gün çok ünlü bir gazeteci olacağım”, “İlerde büyük bir bilim adamı olup, Nobel ödülünü kazanacağım.” demenizde yeteri kadar spesifik değildir. Evet bunlar güzel düşlerdir ve sınırları kesin çizilmediğinden sizin için bir fantezi olarak kalma ihtimalleri oldukça yüksektir. 

Bu; “Herhangi bir ülkeye, herhangi bir zamanda bir süreliğine tatile gideceğim” demeye benzer. Tatil için bu şekilde bir hedef koyamazsınız. Nereye gideceksiniz? Nasıl gideceksiniz? Ne zaman gideceksiniz? Ne kadar kalacaksınız? Bu hedefle bu soruların hiçbirine yanıt veremezsiniz. Gideceğiniz yer ve zaman belli olmadığı için oraya gitmek için bilet alma şansınız yoktur. Eşyalarınızı da hazırlayamazsınız, çünkü nasıl bir ülkeye gideceğinizi, iklim şartlarının neler olabileceğini, orada neler olabileceğini bilemezsiniz. Bu sebeple bu tatil sizin için sadece gelip geçici bir düşünce olmakla kalacaktır.  

Hedefleriniz sizin için sadece tatlı bir peri masalı, bir düş olmaktan öte, yaşayacağınız gerçekler olmalıdır. Hedefinize doğru ilerlemek için nereye, ne zaman ve nasıl gitmek istediğinizi açık bir dille anlatabilmelisiniz. 

Hedeflerinizi zaman ve mekan açısından belirginleştirdiğinizde, bilinçaltınızın size “isteğiniz benim için emirdir” diyecek ve zorluklar ne olursa olsun onları aşmanızı sağlayacak güç ve azmi verecektir. 

1953 yılında Yale Üniversitesi öğrencileri üzerinde bir araştırma yapılmış. Öğrencilerden hedeflerini yazmaları istenmiş. %3’lük bir kesimin hedeflerini somut bir şekilde yazdıkları, geriye kalanların ise kararsız kaldıkları tespit edilmiştir. 20 yıl sonra araştırmanın yapıldığı öğrencilerin hayatları incelendiğinde, hedeflerini kesin koyan %3’lük dilimdekilerin hedeflerine ulaştıkları ve yaşam standartlarının yüksek olduğu, kararsız kalan %97’lik kesimdekilerin ise diğerlerinin çok daha altındaki standartlarda yaşamaya çalıştıkları görülmüş. 

Hedeflerinizi koyarken bunu nasıl yaptığınız, geleceğinizi nasıl yaşayacağınızı belirleyecek kadar güçlü bir adımdır. Bu gücü sizi kamçılayacak, çalışma isteğinizi hep sıcak tutacak doğrultuda kullanmak, bugününüzün ve geleceğinizin kontrolünü elinize almanızı sağlayacaktır. Çünkü “Kontrolsüz güç, güç değildir.” 

  1. Hedef Kesin Bir Dille İfade Edilmelidir 

Bilinçaltınız net talimatlara cevap verir. Sizinle tartışmaya girmez. Ona belirsizlik ifade eden alternatifler sunduğunuzda, size yardımcı olmak için yapabileceği bir şey yoktur. 

-Bu sene ODTÜ İşletme bölümünü kazanabilirim. 

Bu bir hedef değildir. “-ebilirim” ile son bulan her türlü ifade hedef olmaktan kilometrelerce uzaklıktadır. Bu ifadeler bilinçaltınızı şaşırtacak ve “olmama” ihtimali karşısında sizi hedefe yönlendiremeyecektir. 

  1. Hedef Olumlu Cümlelerle İfade Edilmelidir 

İstediğiniz bir şeye ulaşmak için istemediklerimizden başlayarak buna ulaşamazsınız. Bu yolunuzu uzatıp, kafanızı karıştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. 

Hedefte, ulaşmak ve yaşamak istediğiniz bir şey olduğuna göre, istediklerinizi dile getirmelisiniz. 

Yolun kenarında hamburger satan bir adam varmış. Kulakları iyi duymadığı için radyo dinleyemezmiş. Gözleri iyi görmediği için gazete okuyamazmış ama çok lezzetli hamburgerler yaparmış. Satışlarının artmasıyla işini büyütmüş. Bir hamburgerci açmış. İnsanlar onun güler yüzü ve lezzetli hamburgerleri için akın akın geliyorlarmış. 

Günlerden bir gün oğlu üniversiteyi bitirip babasının yanına gelmiş. Babasının yaptıklarını görünce karamsarlık içinde; “Baba senin haberin yok mu? Bir yıldır ülke büyük bir ekonomik kriz yaşıyor. Hiç radyo dinleyip, gazete okumadın mı sen?” diye feryat etmiş. Babası da “Eh oğlum üniversiteyi bitirdi. Haberleri takip edebiliyor, haklı olmalı. En iyisi iflas etmeden önlem alayım” diye düşünmüş. Verdiği et siparişinin miktarını azaltmış. Satışları birkaç gün içinde düşmüş ve çok kısa sürede dükkanı kapatmak zorunda kalmış. Oğlunu karşısına alıp; “Haklıymışsın oğul, gerçekten bir krizin tam ortasındaymışız” diye üzüntüsünü dile getirmiş. 

John C. Maxwell’in kaleminden çıkan bu öykü olumsuzluğun gücünü mizahi bir yaklaşımla anlatmaktadır. Gerçekten de olumsuzluk bu kadar güçlü iken onun gazabından sakınmak için bilinçaltınızı istemediklerinize değil, istediklerinize odaklayın. Hedefinizi her zaman olumlu cümleler ile ifade edin. 

  1. Hedef, Birey Tarafından Başlatılıp Sürdürülebilmelidir 

Hedefin tüm sorumluluğu kişinin kendi omuzlarında olmalıdır. Belirlenen hedef birey tarafından bir başkasına bağlı olmadan gerçekleştirilebilecek yapıda olmalıdır. 

Hedefinizin kontrolü sizde olmalıdır. Ailenizden ya da bir başkasının vereceği maddi desteğe ihtiyaç duyularak konmuş, ya da  sizin dışınızdaki bir insanın değişimini gerektiren bir hedefin, bir ayağı çukurdadır. Diğer insanlar ne yaparlarsa yapsınlar, sizin kendi başınıza ulaşabileceğiniz bir hedefiniz olmalıdır. 

Hedefinizi sizin dışında biri ya da birilerine bağlamanız, sizin ektiğiniz çok değerli bir çiçeği, komşunuzun gelip sulayarak büyütmesini ummanızdır. Siz sulamadığınız sürece, o çiçeğin kuruması riski her zaman var olacaktır. 

Çevrenizde şansın hep yüzüne güldüğünü düşündüğünüz, imrendiğiniz insanlar varsa, aslında onlar hedeflerinin tüm sorumluluğunu kendi üstlerine alarak, kendi şanslarını kendileri yaratan insanlardır. Siz de kendi hedefinizi sırtlandığınızda aynı şansa sahip olacaksınız. 

Bu yaklaşım bencillik değil, kişinin kendi ayakları üstünde yere sağlam basabilmesidir. Hedefinizi sadece kendinize bağlamanız, insanların desteklerini reddedeceğiniz anlamına gelmemektedir. Önemli olan o destek olmadan da bir şekilde yolunuza devam edebileceğiniz hedeflerinizi olmasıdır. Alacağınız destekler, sonucu çabuklaştırıp engelleri daha da kolay aşmanızı sağlayabilir. Ama yardım olmadan da süre uzasa da, yine tek başınıza gidebileceğiniz bir yer belirlemelisiniz. Yoksa ümitlerinizi, hedeflerinizi bağladığınız desteği alamazsanız ne yapacağınızı bilemez ortada kalırsınız. 

  1. Hedefe Ulaşıldığı Kanıtlanabilir Olmalıdır 

Bir yemeğin güzel olduğunun sizin için birçok kanıtı vardır. Kokusunu aldığınızda ağzınızın sulanması, görüntüsündeki çekicilik, kolay hazmedebilmeniz, damağınızda bıraktığı tat bunların birkaçıdır. 

Hedefinize doğru ilerlerken de ne ölçüde başarılı olduğunuz, verilerle kanıtlanabilir olmalıdır. Isıyı ölçmek için termometre kullanırsınız. Basınç ölçmek için barometreye, ağırlığı ölçmek için dinamometreye ihtiyacınız vardır. Aynı şekilde başarınızı ölçmek için de zihninizde bir ölçüm aletiniz olmalıdır. 

Hedefe ulaştığınızı ya da hangi aşamada olduğunuzu nasıl bileceksiniz? 

“Geçen hafta iyi çalıştım” demek yeterli bir ölçü ve bir kanıt değildir. 

“Geçen hafta matematikten 400 soru, Türkçe’den 300 ve tarihten 250 soru çözdüm. Hafta sonu deneme sınavından bir öncekinden 10 puan daha fazla aldım” demeniz ise ne aşamada olduğunuzun sağlam bir kanıtıdır. 

Kanıtlar size esneklik kazandırır. Onlar sayesinde gidişatınızı görecek ve yapmanız gereken değişiklikleri çok geç olmadan yaparak, arzu ettiğiniz sonuçlara kavuşacaksınız. 

  1. Hedef Etik ve Ekolojik Açıdan Uygun Olmalıdır 

Belirlediğiniz hedeflerin sizin fiziksel gerçekliğinizle uygunluğu nedir? 

Boyunuz 1.50 iken ünlü bir basketbolcu olmayı hayal ediyorsanız, gözleriniz ileri derecede bozukken, iyi bir araba yarışçısı olmak istiyorsanız, bu durumun gerçekliğini tekrar düşünmenizde fayda vardır. 

Hedefe ulaştığınızda bu çevrenizdeki insanları nasıl etkileyecek? Onlar da bu durumdan sizin gibi olumlu bir şekilde mi etkilenecek? Eğer hedefinizin sonuçları onlara zarar verecekse, bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz demektir. 

Hedefiniz toplumun kurallarına ve kanunlarına  uygun mu? Kanunlara ters, toplum yaşantısını olumsuz etkileyecek hedefler, er ya da geç, geri dönüp size zarar verecek hedeflerdir. 

Hedefinize ulaştığınızda zihinsel ve duygusal açıdan koşullarınız ne olacak? Sonuçta kendinizi hırpalayıp yıpratacağınız, duygusal ve zihinsel açıdan sizi çökertecek hedefler ilk elemeniz gerekenlerdir. Bir hedefi daha belirleme aşamasındayken, ekolojik açıdan tüm detayları ile değerlendirmeniz, ileride ekolojik pürüzler çıktığında onları aşmak için mücadele verip zaman kaybetmekten sizi korur. 

Bir genç hep İstanbul’da yaşamak istiyormuş. Orada yaşamak onun en büyük hedefiymiş. Bu amaçla ailesinin, hem kendisinin hem de küçük kardeşinin geleceği için biriktirdikleri parayı kullanmış. Bu parayı kendisine vermeleri için zor da olsa ailesini ikna etmeyi başarmış. Çocuklarını kırmak istemeyen aile, gönülsüz de olsa tek birikimlerini ona vermişler. 

İstanbul’a yerleştikten sonra orada yaşamanın pek de hayal ettiği gibi olmadığını fark etmiş. Geçimini sağlaması oldukça zor oluyormuş. Tam bu sıralarda küçük kardeşi rahatsızlanmış. Tedavisi için yüklü bir miktar para gerekiyormuş. Fakat aile, tüm paralarını büyük oğullarına verdikleri için, diğer çocuklarının tedavi masraflarını karşılayamamışlar. Genç ise yaptığına çok pişman olmuş, ama yazık ki bazı şeyleri değiştirmek için artık çok geçmiş… 

Sizler de acı sonuçlar doğuracak etik ve ekolojik problemler yaşamak istemiyorsanız, bunu yolun başındayken değerlendirmeniz en iyisi olacaktır. Ayrıca ekolojik değerlendirme, karşılaşabileceğiniz riskleri de önceden görme ve önlem almanızı sağlar. 

Hayata tam donanımlı olarak başlamak istiyorsanız hedefiniz, bir hedefi hedef yapan tüm bu özellikleri taşımak zorundadır. Ona bu özellikleri kazandırmanız da kendinize soracağınız doğru sorularla mümkündür. 

 HEDEFE ULAŞMAK İÇİN… 

Sokrates’e göre hakikate ulaşma yöntemi kişide var olan ama henüz ulaşılmamış bilgileri ortaya çıkarmak için sorular sormaktır. Eski yunanlılara göre de arayış soru sormaktan geçmekteydi. 

İç sorgulamayı, bu sonuca ulaşmak için kendimize sorular sormayı yaşantımız içerisinde rastgele, içgüdülerimizle yapmışızdır. Ancak soruların sizi sonuca götürmesi  için hangi soruları soracağınızı bilmeniz işin kilit noktasıdır. 

Şimdi aşağıdaki her soruyu tek tek değerlendirin. Bunu yaparken bir soruyu kendinize sorduğunuzda, onu cevaplarken gözlerinizin kapalı olması sizi hafifi trans durumuna sokup, bilinç altınıza inmenizi sağlayacağı için, detayları fark etmenize yardımcı olacaktır. 

Acele etmeden adım adım her soruyu zihninizde gözlerinizi kapatarak yanıtlayın. Takıldığınız soruları sakın atlamayın. Cevap bulamadığınız sorularda kendinize “Bir yanıt verseydim, bu ne olurdu?” diye sorun. Üzerinde düşünmeye ve bir cevap aramaya devam edin. Çünkü tüm bu sorular hedef belirlemenin bel kemikleridir. Tek birini dahi es geçmeniz, hedefinizin sislerin arasında kalmasına sebep olabilir.  

Rahat bir yere oturun. İsterseniz her soruyu yanıtladıktan sonra hatırlayabilmeniz için altına kısa notlar alabilirsiniz. Birkaç kez derin nefes aldıktan sonra ilk soru ile başlayın. 

Bu uygulamayı bitirdiğinizde gerçekleştirmek için can attığınız, sizi yaşama bağlayacak bir hedefiniz olacak. 

  • Hedefiniz kesin olsaydı nasıl ifade ederdiniz? 

  • Tam olarak ne istiyorsunuz? 

  • Hedefinizi olumlu cümlelerle ifade etseydiniz, nasıl ifade ederdiniz? 

  • Başardığınız zaman ilk neler göreceksiniz, duyacaksınız, hissedeceksiniz? 

  • Bu hedefi bireysel olarak başlatmanız ve devam ettirmeniz mümkün mü? 

  • Başarı yönünde ilerleyip ilerlemediğinizi nasıl anlarsınız? 

  • Bunu nerede, ne zaman ve kiminle başarmak istiyorsunuz? 

  • Bunu nerede, ne zaman ve kiminle başarmak istemiyorsunuz? 

  • Bunu başarmanın sizin çevrenizdeki insanlar üzerindeki olası sonuçları nelerdir? 

  • Bunu başarmak yaşamınızın diğer yönlerini nasıl etkileyecek? 

  • Hedefe ulaştığınızı nasıl anlarsınız? 

  • Bu hedef size ne sağlayacak? 

  • Başardığınız zaman ne olacak? 

  • Başaramadığınız zaman ne olacak? 

  • Başardığınız zaman ne olmayacak? 

  • Başarmadığınız zaman ne olmayacak? 

  • Hedefe ulaşmak için ilk adımınız ne olacak? 

  • Önünüze çıkabilecek engeller nelerdir? 

  • Kaynakları belirleyin. Kaynaklarınız olsaydı nasıl olurdu? (Hedefi gerçekleştirmek için hırs, cesaret gibi içinizde var olan kaynaklar…) 

  • Hedefe ulaşmak için alternatif planınız ne olacak? 

  • Hedefinize ulaşmanızı sağlayacak bir model belirleyin. (Hayranlık duyduğunuz, izinden gitmek istediğiniz biri ya da birileri..) 

Bu sorulara verdiğiniz her yanıt geleceğinize doğru çizeceğiniz bir köprünün temel direkleridir. Hedeflerinizin yazılı olmasına mutlaka özen gösterin. Hatırlayın ki; “Alim unutur, kalem unutmaz”. Yazdığınız hedefinizi nereye giderseniz gidin hep yanınızda taşıyın. Onun varlığı sizin kendinizi güçlü hissetmenizi ve yılmamanızı sağlayacaktır. 

 

  1. ZAMANI VERİMLİ KULLANAMIYORUM 

BİR PLAN HAZIRLAYAMAMAK 

Çalışmaya hangi ders ile başlayacağını bilememek, her birine ne kadar süre ayırması gerektiğini kestirememek, hedefin zihinde netleşmemiş olması, okul dersleri ile sınava hazırlanmayı beraber yürütememekten şikayet etmek plansızlığın tetikleyicisidir. 

Tüm bu düşünceler kararsızlık çukuruna saplanıp kalmanıza sebep olur. bardağın boş tarafına bakmayı alışkanlık haline getirdiyseniz, gözleriniz sorunları görecektir sadece. 

Sizin gibi sınava girecek diğer insanlara bakın. Onların içinde hiç mi plan yapabilen yok? Hepsi de plansızlıktan mı şikayetçi? “ Plan yapıp ona uyabilen tek bir kişi dahi yok” diyorsanız dikkatli bakmamışsınız demektir. 

Sizin yaşadığınız zorlukları yaşayan birçok öğrenci var. Rahat olun, çünkü yalnız değilsiniz. Ve birçok öğrenci de tüm bu şartlara rağmen planlı bir şekilde yaşamayı başarabiliyorlar. NLP’deki en temel ilkelerimizden biri olan “Bir kişi yapabilmişse herkes yapabilir.” ilkesidir. Çalışma sistemine hayranlık duyduğunuz arkadaşlarınız varsa, hayran olmayı bir kenara bırakın artık. Eğer onlar bir çıkış yolu bulabilmişlerse bu sizin de bulacağınız anlamına gelir. Tek yapmanız gereken onların yaptıklarını kendi hayatınıza adapte etmektir. 

Yaşamınızda bir şeyleri planladığınız anlar mutlaka olmuştur. Alışverişe çıkarken, arkadaşlarınızla bir yere gideceğinizde, bir okul gezisine katılacağınızda kısa süreli de olsa mutlaka planlar yapmışsınızdır. 

Öğrencilerin plan konusunda en yetenekli oldukları zaman, tatil günlerini planladıkları zamandır. Yaz tatilini iple çekerken bu süre içinde neler yapacağınızı bir bir planlamadınız mı? Tüm bunlar demek oluyor ki istediğiniz zaman bu konuda son derece başarılı olabiliyorsunuz. 

Eğer gerçek ve yürekten istediğiniz bir hedef koymuşsanız kendinize, mazaretleri bir kenara bırakıp uygulanabilir bir plan yapmak için harekete geçmenin zamanı “şimdi”dir. 

DÜZENSİZ YAŞAM 

  • Gününüzü nasıl geçtiğini bilmeden, oradan oraya savrularak mı geçiriyorsunuz? 

  • Ne yapacağınızı bilmeden rasgele mi harcıyorsunuz saatlerinizi? 

  • Saat kaçta kalkıp kaçta yattığınız, gün içindeki işlerinize ne kadar zaman ayırdınız sorulduğunda verecek net cevaplarınız yok mu? 

  • Her anı bir sonrakini hiç önemsemeden mi yaşıyorsunuz? 

  • Geminiz rüzgarda bir o yana bir bu yana mı gidiyor? 

Eğer bu sorulardan birine bile cevabınız evetse, hatta cevap vermekte tereddüt yaşıyorsanız durup düşünmenizin zamanı gelmiş demektir. 

Düzensizlik ve belirsizlik içinize sızan bir zehir gibidir. Her gün sizi biraz daha zehirleyerek, içinizdeki kaynakları eritir. Kendi oturduğunuz dalı kesmek istemiyorsanız silkelenip kendinize gelin. Düzensizlik amaçsızlığı, amaçsızlık isteksizliği, isteksizlik yerinde saymayı ve yerinde saymak hayallerin kaybolmasını getirir peşinden. 

Bir insanı hayata bağlayan yaşadığı hayatı net bir şekilde görüp, sonrasını belirleyebilmesidir. Düzensizlik içinde ne zaman ne yapacağını bilmeden tesadüfen yaşamak ise, yaşadığınız hayatı bulandırır. Bırakın geleceğinizi görebilmeyi, şimdiyi de yitirirsiniz zamanla. Bir planın size kazandıracaklarından biri de hayatınıza düzen katmasıdır. Böylece gözlerinizin önündeki perde kalkacak, içinizdeki bulutlar dağılacak, hedefinizi ve başarılarınızı fark edeceksiniz. Düzenli olmanın size vereceği huzur, sıkıntılarınızı hafifletecek ve çalışmak için harekete geçmenizi sağlayacaktır. 

Yapacağınız plan, yaşamınıza denge ve düzen getirip, gideceğiniz yolu bulmanıza ve ilerlemenize olanak sağlayan bir haritadır. Gideceğiniz yeri belirleyecek olan, hangi yoldan gideceğinizi gösteren sahip olduğunuz bu haritadır. Bir haritanız varsa bu harita arazinin bütününü kolayca algılamanızı sağlayacak şekilde çizilmişse yanlış yollara sapmadan ilerlemenize yardımcı olacaktır. 

Gelişigüzel çizilmiş bir harita ise düzensizliğe ve belirsizliğe sürükleyecektir. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta ile karşı karşıyasınız. Düzensiz bir yaşam plansızlığa yol açtığı gibi, yanlış yapılandırılmış bir planlama da düzensizliğin habercisidir. Planlamayı yaparken rast gele ve dikkatsiz davranıp ayrıntıları atlamışsanız, plana uyamamanız düzensizliği de beraberinde sürükleyecektir. Motivasyon kaybı yaşamanızın sonucunda rotanızdan şaşacak ve belirsizliğe doğru yelken açacaksınız demektir. 

İşte bu yüzden doğru planlama size zaman kazandırdığı gibi, düzensizlikten de sizi koruyacaktır. Planlamada atacağınız her adım elde edeceğiniz sonuçlar konusunda hayati öneme sahiptir. Yanlış bir adım sizi hedefinizden uzaklaştırırken, atılan her doğru adım biraz daha yaklaşmanızı sağlayacaktır. 

Şimdi her nerede iseniz yerinizden kalkın ve bir ayna bulun. Aynanın karşısına geçin. Gözlerinizin derinliklerine bakarak, yürekten gelen bir istekle; “Düzensizlik zehrini içimden akıtacağım ve bunu da onun panzehiri olan planlama ile yapacağım” diye söz verin kendinize ve hemen harekete geçin. Hatırlayın; “Hayat geç kalanları affetmez.” 

OKUL- DERSHANE – ÖZEL DERS ÇEMBERİ 

 Birçok öğrencinin temel şikayeti de okul, dershane ve özel dersler derken bireysel olarak çalışmaya vakit ayıramamaları, zamanları kalsa bile aşırı yorgunluktan dolayı bitkin düşmeleridir. 

Evet, haklısınız, zor bir maraton bu. Geçmeniz gereken birçok rakip var ve bu maratonun sonundaki ödülünüz de hedefinize ulaşmak için kazanacağınız sınav. Peki ne istiyorsunuz? Hayatı bir çırpıda yaşamayı mı? tüm isteklerinizin bir solukta size gelmesini mi? 

Yazık ki bunlar hayatın gerçekleri ve içinde bulunduğunuz koşullarla pek de uyuşmayan dilekler. Bu duygularla harekete geçen insanlar çoğu zaman tökezlemekte, kısa yoldan gitmek isterken aslında bir çıkmaz sokağa sapmaktadırlar. Yaşamdaki tesadüfler bazen size kestirme yolların kapılarını açabilir. Ama bu şekilde kazanılanlar da sahip olduğunuz anda anlamlarını yitirip daha fazlasını istemeye ve doyumsuzluğa itecektir sizi. 

Bernand Shaw’a kolay elde edilen başarılarla ilgili ne düşündüğü sorulduğunda şu cevabı vermiş: “Boyunuz reçel kavanozuna uzanacak kadar uzadığında, artık onu elde etmenin hiçbir çekiciliği kalmıyor.” 

Dalından bir gül dahi koparmak isteseniz, elinize dikenlerin batabileceğini göze almak zorundasınız. Yaşamda zorluklar her zaman var olacak. Onları inkar etmek ise onların olmadığı anlamına gelmiyor ne yazık ki. Hayatı kestirme yollardan yaşamak, engelleri silip atmak için bir çözüm değildir. Sahip olduklarınızın ve sahip olacaklarınızın değerini bilmek için, onların adına ter akıtmanız, mücadele etmeniz gerekiyor. 

İçinde bulunduğunuz durum ne kadar zor ve karmaşık olursa olsun, onları aşmayı başardığınızda yaşayacağınız mutluluk ve tatmin duygusu o kadar büyük olacaktır. 

Aslına bakarsanız bir mücadelenin sonunda yaşayacağınız mutluluk, o mücadelenin zorluk derecesiyle doğru orantılıdır. En büyük engeller, aşıldıklarında en büyük mutluluğu getirecek olanlarıdır. Epiktetos bu durumu çok güzel ifade etmiştir: “ zorluklar ne kadar büyük olursa, onların altından kalkmakla erişilecek ihtişam  da o derece parlak olur. Usta kaplanlar, maharetlerini ve saygınlıklarını, atlatmış oldukları fırtınalarla elde etmişlerdir.” 

Sizin gibi bu çemberin içerisinde zorluklarla savaşan birçok öğrenci var. Bir şekilde zaman yaratıp bu çemberin zorluklarını avantaja çevirmek yine sizin elinizde. Size bu avantajı verecek olansa, düzenli ve planlı bir yaşamdır. Planınız içerisindeki dinlenme süreleri günün yorgunluğunu üstünüzden atmak ve enerjinizi tazelemeniz açısından size yardımcı olacaktır. 

Aynı anda bir çok işi yürütmek zorunda olduğu halde, başarıyı ellerinde sımsıkı tutan insanlara bakın. Onlar bir çıkış yolu bulmuşlarsa eğer, siz de bu çembere sıkışıp kalmadan, ilerleyebileceğiniz bir yol bulacaksınız demektir. 

“Sıkıştırılmış anların kerameti vardır.” Sizin de kısa sürede bir çok işin üstesinden gelmeyi başardığınız zamanlarınız olmuştur. Lütfen geçmişinize dikkatle bir bakın. En hızlı ve en çok işi başardığınız anlar en çok sıkıştığınız anlardır. Bu yüzden sıkışmaktan korkmayın. Çünkü sıkıştırılmış anların insanı uyanık tutan, harekete geçiren ve geniş zamanda kat edeceği yolun daha fazlasını kat etmesini sağlayan bir özelliği vardır. 

Ünlü Fransız edebiyatçısı Alexander Dumas, gençliğinde büyük tarihi romanlar yazmanın hayalini kuruyormuş. Ama zamanının buna yeterli olmadığını, uğraşması gereken birçok şey olduğundan yakınıyormuş. Bir gün seyrettiği bir tiyatro oyununun sonrasında oyunun yazarı ile tanışma şansını elde etmiş. Dumas yazara içinde bulunduğu durumu anlatarak, tavsiyesini sormuş. Yazarın nasihati şu olmuş: 

“Eğer bir şeyi gerçekten istiyorsan, kendini zorla ve dol ki, sonra rahatça taşabilesin.” 

SOSYAL AKTİVİTELERİ GERÇEKLEŞTİRİRKEN SUÇLULUK DUYMAK 

Suçluluk duygusu zihnimizin bir şeyleri yanlış yaptığımızı bize anlatmak için kullandığı bir alarm sistemidir. Herhangi bir konuda zihniniz alarm veriyorsa, değiştirmeniz gereken, yolunuza koymanız gereken bir şeyler var demektir. 

Arkadaşlarınıza vakit ayırmak, alışveriş yapmak, hobilerinizle uğraşmak gibi aktiviteler yaşamınızın vazgeçilmezlerindendir. Bir insanın kendine yatırım yapması ve gelişmesi sadece ders çalışmakla sınırlı değildir. Kişi yaşamda dünyanın merkezine kendini koyarak, hedefleri için verdiği çabanın yanı sıra, dinlenmeye ve kendi özel zevklerine de zaman ayırmalıdır. 

Zihniniz tüm bu etkinlikleri yaptığınız için değil, önceliklerinizi netleştiremeyip aşırıya kaçtığınız için sizi uyarır. Bir şeyin azı kadar çoğu da zarardır. Eğer çalışma sisteminizi tam oturtamamış  ve sosyal yaşantınıza gereğinden fazla zaman ayırıyorsanız, zihninizin alarm çanlarını duymanız kaçınılmazdır. 

Önceliklerinizi doğru belirlemeniz planlama sürecinde atacağınız adımların sağlamlığını belirleyecektir. Belki zevklerinizden biraz taviz vermeniz gerekebilir. Fakat bu onlardan tamamen vazgeçeceğiniz anlamına gelmez. 

Ayrıca bu tavizi bir ömür değil, sadece bir süre için vereceksiniz. TV seyretmeye, bilgisayara, telefona, arkadaşlarınıza ve hobilerinize ayıracağınız zaman dilimi pastanın yarısından fazlasiysa, suçluluk duygusunun pençesine düşersiniz. Hem bu suçluluk duygusu içerisinde yaptığınız hiçbir şeyden tam olarak tatmin olmanız mümkün olmayacaktır. 

Bu yüzden hem zevklerinize yeteri zaman ayırıp onları yaparken tümüyle rahat hissetmeniz hem de derslerinizi ihmal etmemeniz için bir öncelik tablosu yapın. Bu tabloya yapmaktan zevk aldığınız şeyleri ve yapmamanız gerekenleri yazın. Onlara yüz üzerinden önem sırasına göre puanlar verin. Daha sonra bu puanlara bakarak hangisine ne kadar zaman ayırmanız gerektiğini belirleyin. 

Bu tabloyu hazırlarken olması gerekeni değerlendirerek yola çıkın. Hangisine daha çok ihtiyacınız olduğunu düşünerek size fayda sağlayacak bir sıralama yapmanız, istediğiniz sonuçları elde etmenizin anahtarıdır. Sağ duyunuzu harekete geçirin ve koşullarınızı değerlendirerek puanlarınızı verin. Puan verdiğiniz her aktiviteyi aldığı puan ölçüsünde değerlendirin. Eğer sınavı gerçekten kazanmak istiyorsanız ders çalışma sürenizin puanlarının en az 40 olmasına dikkat edin. Ayrıca bu puanın 90’lara vurmamasına da dikkat edin. Çünkü sadece ders çalışmaya odaklanmanız kısa sürede pes etmenize ya da çalıştığınız bilgilerin gerekli ölçüde aklınıza girmemesine neden olacaktır. 

 ÖNCELİKLERİN BELİRLENMESİ 

 

AKTİVİTELER 

PUANLAMA 

AYIRILACAK ZAMAN 

TV seyretmek 

5 

Haftada bir iki gün 

Bir yada ikişer saat 

Müzik dinlemek  

5 

Haftada bir iki gün 

Bir yada ikişer saat 

Arkadaşlarla gezmek 

10 

Haftada bir iki gün 

Bir saat 

Ders çalışmak 

45 

Her gün 

4-6 saat 

Spor yapmak 

5 

Haftada bir iki gün 

Bir saat 

Alışverişe gitmek 

5 

Haftada bir iki gün 

Bir saat 

Kitap okumak 

10 

Haftada bir iki gün 

Bir saat 

Sinemaya gitmek 

5 

İki haftada bir gün 

İki üç saat 

Bilgisayar 

5 

Haftada bir iki gün 

Bir gün 

Telefon görüşmeleri 

5 

Haftada iki üç gün 

10 dakika 

 

 PLANIN SİZE SUNACAĞI HEDİYELER 

  • Önceliklerinizi belirlemenizi sağlar. Bu sayede neyin sizin için daha önemli olduğunu zihninizde belirgenleştirebilirsiniz. 

  • Esnek yapılmış bir plan size özgürlük ve iç huzur sağlar. Sosyal aktivitelerinizi yerine getirirken, tam bir gönül rahatlığıyla tadını çıkarmanıza olanak verir. 

  • İçinde bulunduğunuz durumun büyük resmi, bütünü görmenizi sağlayarak daha kontrollü ve güvenli ilerlemenize yardımcı olur. 

  • Daha uzun süre değil, daha verimli ve mantıklı çalışmanızı sağlar. Çalışma esnasında daha sonra ne yapmanız gerektiğine takılıp kalmazsınız. 

  • Plan hazırlamak için ayıracağınız biraz zaman daha sonra çok daha fazlasını kaybetmenize engel olur. 

  • Hedefinizi tam on ikiden vurmak için doğru nişan almanızı sağlayarak yanlış yönlere oklar savurmanızın önüne geçer. 

  • Verdiğiniz tüm emeklerin meyvesini size sunar. 

  • Yaşamınızın her alanına bir düzen getirir. 

  • Hangi aşamada olduğunuzu değerlendirebilme şansı verir.  

  • Sadece sınavı hazırlanma süreci değil daha sonraki aile ve meslek yaşantınız içinde zamanı kontrol etme gücünü size verir. 

  • Planlama size eşsiz iki yetenek kazandırır: düşünme ve işleri önem sırasına göre yapabilme yeteneği 

 

ADIM ADIM PLANLAMA 

 

TÜM VERİLERİ TOPLAYIN: 

  • hafta hangi derslere önem vermeniz gerekiyor? Neden? 

  • Belirlediğiniz dersleri günlere bölün. Bu paylaşımı yaparken her güne en az iki farklı ders olmasına özen gösterin. Çünkü tek tip çalışma zihninizi yoracaktır. Bu yüzden bir dersi haftanın iki ya da üç gününe koyabilirsiniz. 

  • Günlere böldüğünüz derslerin her gün için hangi konularını çalışacağınızı belirleyin. Bu şekilde zihninizin hep uyanık kalmasını sağlamış olacaksınız. 

  • Konuları ne kadar süre çalışacağınızı ve ne kadar süre kaç soru çözeceğinizi belirleyin. Bu süreyi belirlerken konu çalışmasını bitirdikten sonra 10 dk ara verin ve sorulara öyle geçin. 

 

Ders çalışılması için toplam süre: 

  • Konu çalışma zamanı (40-60 dk) 

  • Ara (10 dk) 

  • Soru çözme zamanı (soru başına 1- en fazla 8 dk) 

  • Ara (5 dk) 

  • Tekrar (10dk) 

  • Bir sonraki dersten önce ara (5dk) 

 

 

  • Bir konunun süresini belirleyip diğerine geçerken 10 dk ara verin. 

  • İki konu arasına 5 dk ara dışında 10- 15 dk daha boşluk koyun. Bu planınızın esnekliğini sağlayacaktır. 

  • Arkadaşlarınızla birlikte olacağınız tahmini süreleri belirleyip planınıza koyun. 

  • Tüm sosyal aktivitelerinizi belirleyerek gün ve saatlerini ayarlayın. 

  • Aile içinde sorumluluğunuz olan işleri belirleyin. 

  • Günlük rutin olarak yaptığınız işleri her gün aynı saate denk getirmeye çalışın. Alışkanlık kazandıracağından daha hızlı yapmanızı sağlayacaktır. 

  • Her günün sonuna bir gün önce çalıştığınız dersleri hızla tekrar etmek için 20- 30 dk süre koyun. 

  • Haftalık planınızı oluşturduğunuzda 7 günlük çalışma planının en son gününe tüm hafta çalıştığınız konuları hızla tekrar etmeniz için 1 saatlik süre koyun. 

 

ESNEK OLUN: 

  • Gerek konular arasında gerekse aktiviteler arasına 10- 15 dk koyacağınız boşluklar kayma yaşansa bile telafi etme şansını kazandıracaktır. 

  • Her günün sonundaki tekrar süresinin arkasından bir o kadar daha boşluk olmasına özen gösterin. 

  • Çalışma esnasında sürekli çalışacağınız ne kadar konu olduğuna bakmaktan kaçının. Bu esnekliğinizi azaltacak ve sıkıntıya düşmenize sebep olacaktır. Çalışmış olduklarınıza odaklanın. 

 

KENDİNİZLE HESAPLAŞIN: 

  • Her akşam yattığınızda uyumadan önce 10 dk gözleriniz kapalı bir şekilde zihninizde kendinizle konuşun. O gün neler yaptığınızı gözünüzde canlandırın. Başarılarınız için kendinizi takdir ettiğinizi söyleyin. Bir şeyler eksik kalmışsa eğer onları telafi edeceğinize söz verin. 

 

ÇALIŞMA ORTAMI 

Okullarda sınıfların düzenlenmesi konusunda çalışmalar yapılması, eğitim ortamları konusunda yapılan tartışmaların gün geçtikçe artması, çalışma ortamının öğrenmeye ne kadar büyük bir etkisi olduğunu göstermektedir. 

Kişinin başarıya ulaşması için ihtiyacı olan verimli çalışma süresini gerçekleştirebilmesinin şartlarından biri de çalışma ortamının düzenlenmesidir. 

Psikologlara göre; çevrenin insan davranışları üzerinde büyük etkisi vardır. Aynı ortamda ders çalışmaya devam ettiğiniz sürece nasıl yatağınıza baktığınızda ilk aklınıza “uyku” geliyorsa, bu çalışma ortamına girdiğinizde de ilk çalışmak gelecektir aklınıza. Bir süre sonra  o mekan sizi çalışmaya teşvik eden bir nitelik kazanacaktır. Aynı yatağın sizi uykuya teşvik etmesi gibi. 

 ÇALIŞMA ODASI 

Eğer imkanınız varsa, size ait bir özel çalışma odası sağlayın. Bu odanın düzenlenmesinde dikkat etmeniz gereken en önemli faktör; odaya girdiğinizde içinizde çalışma isteği uyandıracak şekilde olmasıdır. 

Duvarlarınızda size hedefinizi hatırlatacak, resimler ve posterler asmanız, hedefinize ulaşma inancınızı güçlendirecektir. 

Bunun yanı sıra baktığınızda size kendinizi enerjik ve güçlü hissettirecek tablolarda motivasyonunuzu arttıracaktır. 

Çalışma odanızda bir kitaplığınızın olması ve bu kitaplıkta sadece ders kitaplarınızın bulunması çalışma isteğinizi uyanık tutacaktır. 

 

HAVALANDIRMA 

Bir diğer nokta ise çalışma odanızı sık sık havalandırmaya özen göstermenizdir. Havadaki oksijenin azalması sinir sisteminizi etkileyerek gerginleşmenize ve baş ağrısı, mide bulantısı gibi sağlık sorunları yaşamanıza sebep olacaktır. 

 RENK 

Odanızın renginin, beyaz gibi ışığı fazlaca yansıtan renkler olmamasında fayda vardır. Yeşil, mavi ve sarı renklerin pastel tonlarının dinlendirici özelliğinden dolayı tercihinizi bu renklere göre yapmaya çalışın. 

 ISI 

Odanın sıcaklığının 20- 25 C olması en idealidir. Eğer çok sıcak olursa uykunuz gelebilir, üşümeniz ise sizi çalışmaktan koparabilir. 

 

  1. SINAVA HAZIRLANMA SÜRECİNİ SÜREKLİ ERTELEDİM  

ZORU ERTELEMEK BAŞARIYI ERTELEMEKTİR  

Tarihe baktığımızda kazananların zor olanlar karşısında yılmadan kararlılıkla ilerleyenler olduğunu görürsünüz. 

Zor olanı seçmek ve başarmak sizi sadece sonuca götürmez, aynı zamanda bilgeliğe götürür. Başka zorluklar karşında direnme ve baş etme gücünüzü artırır. Yaşama dair pratik kazandırarak, yolunuzu ararken önünüzü bir fener gibi aydınlatır. 

Önceliklerinizi belirleyip onlara kilitlenebilirseniz, zor olanı başarmanın vereceği zevki, getirdiği huzuru hissedebilirsiniz. Günlük hayatınızın basit, sıradan, rutin işleriyle bu kadar çok zaman kaybetmez, uzun süreli başarıları kucaklamak için eyleme geçersiniz. 

 

ZAMANIN İÇİNDE VE DIŞINDA OLMAK 

Bazı insanlar için zaman çok önemlidir, bazıları içince hiçbir önemi yoktur. Bunun sebebi kişinin zamanı nasıl algıladığıdır. 

Her insanı zihninde organize eder. Bu organizasyonda bazı benzerlikler olsa da temelde her birey kendine özgü ve farklıdır. 

İnsanlar zamanı iki yönlü organize eder ve algılarlar. Kimisi zamanın içinde yaşarken, kimisi ise dışında yaşamaktadır. 

Zamanın içinde yaşayan insanlar için, geçmişin çok fazla önemi yoktur. Onlar  daha çok şimdiyi yaşarlar. Ancak şimdiyi yaşarken geleceği nerdeyse tamimiyle göz ardı ederler. 

Anı yaşamak ve bugünün değerini bilmek, insan yaşantısında mutluluğun öğelerinden biridir ve gelecek hiçe sayılırsa getireceği mutluluk çok da uzun süreli olmayacaktır. Zamanın içinde yaşayanlar, zaman konusunda çok bonkördürler. Yarınları belirsizdir. Genelde randevularına çok fazla sadık değildirler, çünkü zamanın farkında olmazlar. Amaçları daha çok “günü kurtarmak”tır. 

Zamanın dışında yaşayan insanlar içinse;yaşantının her anı planlanmış ve zamana göre sınırları çizilmiştir. Zaman onlar için para gibidir. Çoğu zaman şimdiyi yaşayamazlar. Bu da geçmişin sıkıntıları ile gelecek kaygısının arasında sıkışmalarına sebep olabilir. 

Zamanın dışında yaşayanlar, önlerinde onları bekleyen önemli bir olay varsa, kendilerini harcarcasına gereğinden fazla çaba sarf ederler. Çünkü onlar için önemli olan geleceğe dair yapılmış olan plana ne olursa olsun uyulması ve zaman kaybedilmemesi gerektiğidir. Gerek zamanın içinde, gerekse zamanın dışında olmanın artı ve eksi yönleri vardır. Bunun için NLP; aile, arkadaşlar, bireysel hobiler ve sosyal yaşantıda zamanın içinde geleceğe dair hedeflerde ise, zamanın dışında olmayı önerir. 

Sadece zamanın içinde olmak, geleceği hiç yokmuş gibi  yaşayarak hayatınıza anlam katacak fırsatları ertelemenize, sadece dışında yaşamak da bugünün kıymetini bilmeden kendinizi tüketmenize sebep olacaktır. 

 KAZANAN- KAYBEDEN  

Kazanan: Her zaman çözümün bir parçasıdır. 

Kaybeden: Her zaman sorunun bir parçasıdır. 

 

Kazanan: Her zaman bir programı vardır. 

Kaybeden: Her zaman bir özrü vardır. 

 

Kazanan: “Bu işi senin için yaparım” der. 

Kaybeden: “Benim işim değil ki” der. 

 

Kazanan: Her sorunda bir çözüm bulur. 

Kaybeden: Her çözümde bir sorun görür. 

 

Kazanan: Çalıların yanındaki çimeni görür. 

Kaybeden: Çimenin yanındaki çalıları görür. 

 

Kazanan: “Zor olabilir ama mümkün” der. 

Kaybeden: “Mümkün ama çok zor” der. 

 

Kazanan: Ağlamak yerine çalışır. 

Kaybeden: Çalışmak yerine ağlar. 

 

Kazanan: Beynini çalıştırır. 

Kaybeden: Çenesini çalıştırır. 

0533 373 81 23



Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar4.79664.8159
Euro5.58855.6109
Site Menüsü

Kartal Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Küçükçekmece Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Maltepe Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Pendik Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Sancaktepe Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Sarıyer Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Silivri Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Sultanbeyli Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Sultangazi Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Şile Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Şişli Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Tuzla Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Ümraniye Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Üsküdar Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Zeytinburnu Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Nisantasi Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Mecidiyekoy Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Bagdat Caddesi Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Suadiye Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Kosuyolu Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Hasanpasa Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Fikirtepe Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Anadolu Yakası Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Avrupa Yakası Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555
Uzman Pedagog 05333738123 Psikolog 05057675885 Psikiyatrist 05333738123 Aile Evlilik Terapisti 05321583555